Nurculuk!
İslam' a göre Kur'an, Allah'ın kelamıdır ve kıyamete kadar da tüm sistemlerin önünde/üstünde olmalıdır. Durum böyle olunca, insanın fikrinde bir gelişme olmaz. Çünkü İslami anlayışa göre her şey bu kitapta vardır. Bu durumda da doğal olarak toplumda tıkanma meydana gelir. Basit bir örnek verelim: Türkiye'de, Bediüzzaman Said Nursi'nin (1876- 1 960) mimarı olduğu Nurculuk hareketi meşhur. Şu an Türkiye'de var olan tüm dini cemaatler içerisinde en etkilisi olduğu, tartışılmazdır. Said Nursi Kur' an' daki, "yaş, kuru her şey kitapta vardır" anlamındaki ayetlere (örneğin, En'am suresi, 59) takılarak nerdeyse bütün teknolojik ürünler için Kur' an' da yer bulmaya çalışmış, bu yöntem için de kendi kaynaklarında ilginç örnekler vermiştir.Kur'an'da Sebe suresinin 15.ayeti, Süleyman Peygamber zamanındaki Belkıs ve kavminin, güzel bahçeli evlerini anlatır. Said Nursi bu ayeti, (ebced hesabını uygulayarak) İstanbul'un 1453'te fethedilişine kanıt olarak göstermiştir. Yine kıyamet günü Allah' ın peygamber ve inananlardan hoşnut olacağını ifade eden "Tahrim" suresinin 8. ayetinde "Nur" kelimesi geçtiği için, bundan esinlenerek kendi kurduğu harekete, "Nurculuk" adını takmış, daha sonra da bir hesap yapıp (ebced hesabı) kendi çalışmalarına da bu ayette yer açmak suretiyle yazdıklarını tanrıyla irtibatlandırmıştır. Hz. Muhammed zamanında olmayan, daha sonra icadedilen tren için de Yasin suresi 42. ayette yer bulmaya çalışmıştır. (Sırf ebced hesabı/matematiksel yöntemle olayları zorla Kur'an'a yerleştirme konularına "Sikke-i Tasdik-i Gaybi " adlı eserini ayırmıştır. İstanbul'un 1 453 'te fethedileceğine ilişkin açıklamayı ise "Büyük Sözler" adlı kitabında yapmıştır). Hele şu örnek, gerçekten çok ilginç: Kur'an'da Al-i İmran suresinin 154. ayetinde nerdeyse Arap alfabesinin tüm harfleri
Kahvenin kökeni üzerine
Kahve kelimesinin Arapça aslı "kahva"dır ve bu sözcüğün etimolojik kökeni şüphelidir. İlk kullanıldığı dönemlerde özellikle şiirlerde şarap anlamında kullanılmıştır. 15. yüzyıl sonlarına doğru sözcük tam olarak kahve tanelerinden üretilen bir içecek anlamını kazanmıştır. Kahvenin meşhur olduğu yer Yemen ve çevresi olsa da bu bitkinin anavatanı Habeşistan yaylalarıdır. Kahve Habeşistan'da ilk yetiştirildiği dönemlerde hamur gibi yuvarlanarak ekmekle beraber tüketilen katı bir yiyecek durumundadır. Hakkında en eski kayıtlara 16. yüzyılın başlarına ait yazılarda rastlanmaktadır. Tarihi kayıtlarda kahvenin Yemen'e nasıl gittiği konusunda birbiriyle çelişen rivayetler bulunmaktadır. Kahve içimi ilk önce, ayinler sırasında uyanık kalmayı sağladığı gerekçesiyle Yemenli sufiler tarafından alışkanlık olarak benimsenmiştir. Kahvenin kaynatılarak içimi 15. yüzyılın sonlarına doğru genele yayılmış ve ilk kahvehaneler açılmaya başlanmıştır. Kahve 1500-1510 yılları arasında önce Mekke ve Medine'de daha sonra da Kahire'de kullanılmaya başlanmıştır. 1540-1550 arasındaki tarihlerde de Suriye'ye gelmiştir. Kahve 1543 yıllarında gemilerle Anadolu'ya geldiğinde haram olduğuna dair fetva verilmiş fakat bu fetva hem kahvenin tüketilmesine hem de 10 yıl sonra ilk kahvehanelerin imparatorluğun başkenti olan İstanbul'da ilk kahvehanelerin açıldığı tarihle ilgili kaynaklarda birbirinden farklı görüşler bulunmaktadır. Bunlardan tarihçi Gelibolulu Mustafa Ali 1553 tarihini vermekte ve ilk kahvehanelerin açıldığı atmosferi şöyle yorumlamaktadır: "Arabistan'da eskiden bulunan kahvehaneler 960'dan (1553) bu yana yüce başkentte, yani İstanbul'da ve başka Osmanlı ülkelerinde de ortaya çıktı. Bu büyük toplantı yerleri, iyileri ve kötüleri içinde barındırarak, bilginlerin de ayak takımının da kaynağı
Sayfa 39 - Ötüken Neşriyat·Kitabı okudu
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Challenge accepted, 16 saat kitap okuma
"önlerinde 16 saat, 960 dakika, 57.600 saniyelik koca bir gün vardı!"
Sayfa 291·Kitabı okudu
Alıntı
Venesiyanın iqtisadi inkişafının əsaslarından biri müqavilə qaydaları ilə bağlı yeniliklər idi. Bu yeniliklər iqtisadi institutları daha inklüziv hala gətirdi. Belə yeniliklərdən ən məşhuru səhmdar cəmiyyətinin ilkin forması olan və yalnız bir ticarət missiyası üçün qurulan kommenda (commenda) idi.Kommenda iki tərəfdaşdan ibarət olurdu: səyahət edən tacir və Venesiyada qalan “sabit” investor. “Sabit” investor iqtisadi təşəbbüsə və sahibkarlıq fəaliyyətinə sərmayə qoyur, səyahət edən tacir isə malları müşayiət edir, təyin olunmuş yerə aparır, satır və yeni mallar alıb geri qayıdırdı. Adətən sərmayənin əsas hissəsini “sabit” investor qoyurdu. Beləliklə, sərvəti olmayan gənc sahibkarlar malları müşayiət etməklə bu işdə ilk addımlarını atırdılar. Bu, sosial fəallıq üçün mühüm bir imkan yaradırdı. Səyahət zamanı yaranan hər cür zərər tərəfdaşların qoyduğu sərmayənin həcminə uyğun bölüşdürülürdü. Əgər səyahət gəlir gətirirdisə, bu gəlir iki növ kommenda müqaviləsinə görə bölüşdürülürdü. Kommenda birtərəfli olduqda bütün sərmayəni “sabit” investor qoyur və gəlirin 75 faizini götürürdü.Kommenda ikitərəfli olduqda “sabit” investor sərmayənin 65 faizini qoyur və gəlirin 50 faizini alırdı.Rəsmi sənədləri araşdırmaqla kommendanın sosial fəallıq üçün nə qədər əhəmiyyətli olduğunu görmək mümkündür: bu sənədlər əvvəllər Venesiya elitasına daxil olmayan yeni adlarla doludur. 960, 971 və 982-ci illərə aid sənədlərdə qeyd olunan yeni adların sayı bütün adların müvafiq olaraq 69, 81 və 65 faizini təşkil edir.
Sayfa 179
Alıntı
Satuk Buğra Han'ın gayretleri sonucu artık Türkler, yüz binleri belki milyonları aşan büyük kitleler halinde Müslümanlığı seçtiler. Tarihî kaynaklar, bu çerçevede 960 yılında 200.000 çadır Türk'ün topluca Müslümanlığı kabul ettiğini kaydeder. Özellikle Neşrî, bunların Karahanlı Türkleri olduğunu söyleyerek onları “müttaki ve ahsenü'l-İslâm" olarak tanımlar
Soru - İşi biraz daha ileriye götürüyor ve "Soykırım Endüstri"sinin Soykırım inkârcılarından daha büyük Soykırım inkârcısı olduğunu ileri sürüyorsunuz. Bunu biraz anlatır mısınız? Cevap - İsrail Hükümetinin verdiği resmi Soykırımzede rakamı bir milyondur. Ya da kesin söylemek gerekirse 960.000. Aynı zamanda Yahudi örgütleri 90'ların başından beri her ay ortalama 10.000'inin öldüğünü iddia ediyor. Bu da demek oluyor ki 1990 yılında 2 milyon Soykırımzede vardı. 1990'da ise İkinci Dünya Savaşından beri yaşayanların ancak çeyreğinin hayatta olması mümkündü. Bu da demektir ki Mayıs 1945'te 8 milyon kişiydiler. Oysa Nazilerin işgal ettikleri Avrupa'daki tüm Yahudilerin toplamı 8 milyondan azdı. Eğer bu rakamlar doğruysa Soykırım olmadı. Annemin de dediği gibi, eğer ben Soykırımzedeyim diyen herkes gerçekten Soykırımzedeyse, Hitler kimi öldürdü?
Sayfa 177 - Söylem Yayınları, 1. Baskı, Şubat 2001·Kitabı okudu