Önce dinlemeyi, sonra konuşmayı, daha sonra yazmayı ve okumayı öğrendi. En sonunda ise hep sustu. Bundan ötürü ona absülsükût yani sessizliğin kulu denir.
"Her ev, tek başına ve bahçe içinde de olsa hepsi yine de birbirlerine dayanıyor gibi dururlar. Birbirlerine bakmaları, güven sağlıyor olmalı kendilerine. Her biri öbürüyle var oluyor sanki. Tek başlarına var olmak, evlerin harcı değil."
"Tatarım. Anayurdum Kırım. Orada doğdum, orada büyüdüm. Asker oldum. Almanya'ya karşı harp ettim. Günün birinde cephede esir düştüm. Bir yıl esir kaldım. Esirlikte hayat zordu. Hayat bize orada işkence oldu. Dayandım gene de. Hayata kırılmadım bile. Sonra harp ettiğimiz Almanlar tarafından serbest bırakıldık. Müttefik olduk onlarla. Alman üniforması giydik. Herşeyden önce Almanlar hesabına Ruslara karşı savaşmaya yemin ettik. Doğru muydu, bu? Bilmiyorum. Doğru, yanlış; kalbimin bana emrettiğini yaptım. Belki o günler hayatı, olduğu gibi gördüm. Ama hayatın başka yolları varmış, ben ne bileyim."
"Hüsrana rıza verme.. Çalış.. Azmi bırakma;
Kendin yanacaksan bile evladını yakma!
Sahipsiz olan memleketin batması haktır;
Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır."
"Restaud Kontesi Anastasie ile Nucingen Baronesi Delphine'in babaları, iki öğrencinin parası ile gömülen Goriot Baba, burada yatıyor." Büyük fedakârlıklarla besle, büyüt ve fakat yalnız başına sefaletle öl. Goriot Baba, ölümün diğer adısın.
Batı'nın ve bilhassa Paris'in iki yüzyıl önceki burjuva merakıyla içine düştüğü içler acısı hali tam da böyle. Goriot Baba" tam da Batı'nın öteki yüzünün romanı.