Anıl Haznedar

Anıl Haznedar
@AHaznedar
İnstagram @haznedaranil

Anıl Haznedar

, bir kitap okudu
10/10
·504 syf.··
Beğendi
·
2019 12. kitabı
Soner Yalçın
8.6/10 · 3.382 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
7/10
·536 syf.··
Beğendi
·
2019 11. kitabı
İnsanlar olarak her zaman bir anlam arayışı içerisinde olduk. Dünyadaki ve belki de evrendeki tek akıllı varlıklar olduğumuz düşüncesi bizleri var eden bir Tanrı olduğu düşüncesine itti bizleri. Dünya üzerinde sayısız din geldi geçti. Kimisi kalıcı oldu kimisinin ise adı bile hatırlanmıyor. Kimisinin Tanrıları bugün hayvanlarımızın isimlerini taşırken kimilerinin ki ise bugün en kutsalları kabul ediliyor. Çok tanrılı dinler olduğu gibi tek tanrılı dinler de var. Bugünkü dünyada tek tanrılı dinlerin hakimiyeti söz konusu. Musevilik, İsevilik ve Muhammmedilik... Bunları bu şekilde adlandırıyor oluşum bunların birer ideoloji olduğunu göstermez. Öncüleri yani peygamberleri oldukları için çağrışım yapmaları amacıyla kullanıyorum. Yahudilik ve Hıristiyanlık aynı kişiyi peygamber olarak kabul etmiş görünse de teslis inancı gereği Hıristiyanların büyük çoğunluğu İsa'yı Tanrı olarak görüyorlar. Tek bedende üç Tanrı fikri bugün Hıristiyanların temel inancını teşkil ediyor. Geçmişte İsa'nın logos olduğu inancı hakimdi. Tanrı'nın dünyadan ve Adem'den önce tanrısal varlık olan logosu yarattığını daha sonra da ondan tüm dünya ve Adem'i yarattığı düşünülüyordu. Bugün doğrudan İsa'nın bizzat Tanrı'nın kendisi olduğu ve insan bedeninde bizim aramızda dolaştığı fikri hakim. İslam, kendisinin son din olduğunu ve Allah katından tek geçerli din olduğu fikrini dogma edinmiş durumda. Doğal olarak da her ne kadar diğer iki semavi din de aynı yaratıcının eseri olsa da İslam tarafından kabul görmüyor. Sadece semavi dinlerde olmamakla birlikte genel görünüşte semavi dinlerin inananları oldukça farklı ibadet şekilleri geliştirmişlerdir. Tanrı'ya çeşitli şekillerde ulaşmanın yollarını arayıp
Edebiyat
NigahdarBaşak Sayan · İnkılap Kitabevi · 20191,778 okunma
10/10
·464 syf.··
Beğendi
·
2019 10. kitabı
Sapkın bir katilin lanetlenmiş soyu... Jean Christophe Grange'nin bu seferki katili tam da böyle biri. Sado Mazoşizm, nekrofili, cinayetler ve ihanetler... Grange, her zaman olduğu gibi bu sefer de bizi kan gölünde boğulmaya davet ediyor. Hikayenin kurgulandığı temalardan bazıları bunlardı. Bizim toplumumuzda çok fazla ön plana çıkmasa da hiç de azımsanmayacak sayıda insanın hayatında bir yer ediniyor SM -Sado Mazoşizm.- Az çok bilgimiz olmasına rağmen, detaylı anlamda bilgisine sahip olmadığımız bu SM kültürü nedir tam olarak? Kısaca Sadizm, karşısındaki kişiye acı vermek veya eziyet etmekten seksüel bir haz duymanın adıdır. Bu isim ise Fransız filozof ve sadistik öykü yazarı Marquis de Sade'dan gelmektedir. Mazoşist acı çekmekten zevk alan kimsedir. Mazoşizm ise 19.yüzyılda yaşamış Avusturyalı bir romancı olan Leopold vo Sacher Masoch'un bir romanında anlattığı cinsel uygulamalara dayanarak yazarın adıyla anılan cinsel tutuma verilen isimdir. Sadomazoşizm de bu iki kavramın birleştirilmesiyle ortaya çıkmıştır. Bu kişiler hem sadizm hem de mazoşizm etkisiyle cinsel bir hazza ulaşmanın peşindedirler. Cinsel ilişki esnasında bağlanmaktan, dövülmekten, işkenceye uğramaktan, köle rolüne bürünmekten, tasmalanmaktan haz alırlar. Bir insan cinsel ilişki esnasında bu tarz şeylerden nasıl haz alabilir ki diye sorabilirsiniz? Bu düşünce size oldukça şaşırtıcı ve tiksindirici gelebilir. Ancak tüm bunlardan hoşlanan insanlar var ve kendileri dışında kimseye bir zararları olmadığı müddetçe bizim de buna saygı göstermemiz gerekir. Elbette bizim ülkemizde uygun görülen bir durum değil. Her ne kadar oldukça hızlı bir şekilde Deizm patlaması yaşanan bir ülke haline gelsek de yine de mutlak iyi bir Tanrı inancı
Edebiyat
Ölüler DiyarıJean-Christophe Grangé · Doğan Kitap · 20193,997 okunma
7/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2019 9. kitabı
Leonardo da Vinci... Filozof, astronom, mimar, müzisyen, heykeltıraş, botanist, jeolog, kartograf ve daha bir sürü sıfat... Rönesans aydını olunca, sıfatlar da böylesi fazla oluyor işte. Bu cümle sanki Leonardo gibi bir adama pek yakışmadı gibi. Yoksa biz mi gözümüzde fazla büyütüyoruz onu. Rönesans dediğimiz zaman ya da Reform ya da Fransız İhtilali... Sanki böyle büyülü kelimelermiş gibi geliyor bize. Tıpkı skolastik felsefe, derebeyliği, krallar ve prensler, kilise, Protestanlık, Katoliklik, vs vs vs... Genel anlamda Avrupa dediğimiz zaman tarihlerinde hep bu vb kelimelerle karşılaşıyoruz. Kaliteli bir eğitimin eksikliğini yaşadığımız için olsa gere bu tarz kelimeler bize sır perdesi gibi görünüyor. Avrupa’nın ve Avrupalı dindarların en büyük başarısı da burada yatıyor aslında. Kendi tarihlerine, karşı konulamaz bir gizem havası vermeyi çok iyi başarıyorlar. Mesela Leonardo da Vinci’nin ‘Son Akşam Yemeği’ tablosu... Sadece basit bir tablo mu yoksa içerisinde gizemli manalar mı barındırıyor? Evet, yetenek açısından bakarsak Leonardo Usta büyük bir kişilik. Kendisindeki birçok sıfatın yanı sıra ressamlığıyla da oldukça merak uyandıran birisi. Ama insanlar olarak, özellikle de Doğu insanı olarak bizler, bilmediğimize karşı iki farklı düşünceye sahibiz. Ya düşman oluruz ya da büyük bir gizem gözüyle bakarız. Da Vinci bu eserinde iyiyi İsa’nın bedeninde, kötüyü de İsa’nın arkadaşı ve son akşam yemeğinde ona ihanet eden Yahuda’nın bedeninde tasvir etmiştir. İsa tasviri için kilise korosundakilerden birinin İsa figürüne çok uyduğunu fark etti ve onu model olarak seçti. Aradan geçen 3 yıl nihayetinde tablo tamamlanmak üzereydi ancak eksik olan kötülüğün temsilcisi Yahuda figürüydü.
Kültür-Sanat
Salaì'nin YumurtasıRita Monaldi · Kırmızı Kedi Yayınevi · 201238 okunma