Leonardo da Vinci... Filozof, astronom, mimar, müzisyen, heykeltıraş, botanist, jeolog, kartograf ve daha bir sürü sıfat... Rönesans aydını olunca, sıfatlar da böylesi fazla oluyor işte. Bu cümle sanki Leonardo gibi bir adama pek yakışmadı gibi. Yoksa biz mi gözümüzde fazla büyütüyoruz onu. Rönesans dediğimiz zaman ya da Reform ya da Fransız İhtilali... Sanki böyle büyülü kelimelermiş gibi geliyor bize. Tıpkı skolastik felsefe, derebeyliği, krallar ve prensler, kilise, Protestanlık, Katoliklik, vs vs vs... Genel anlamda Avrupa dediğimiz zaman tarihlerinde hep bu vb kelimelerle karşılaşıyoruz. Kaliteli bir eğitimin eksikliğini yaşadığımız için olsa gere bu tarz kelimeler bize sır perdesi gibi görünüyor. Avrupa’nın ve Avrupalı dindarların en büyük başarısı da burada yatıyor aslında. Kendi tarihlerine, karşı konulamaz bir gizem havası vermeyi çok iyi başarıyorlar. Mesela Leonardo da Vinci’nin ‘Son Akşam Yemeği’ tablosu... Sadece basit bir tablo mu yoksa içerisinde gizemli manalar mı barındırıyor? Evet, yetenek açısından bakarsak Leonardo Usta büyük bir kişilik. Kendisindeki birçok sıfatın yanı sıra ressamlığıyla da oldukça merak uyandıran birisi. Ama insanlar olarak, özellikle de Doğu insanı olarak bizler, bilmediğimize karşı iki farklı düşünceye sahibiz. Ya düşman oluruz ya da büyük bir gizem gözüyle bakarız. Da Vinci bu eserinde iyiyi İsa’nın bedeninde, kötüyü de İsa’nın arkadaşı ve son akşam yemeğinde ona ihanet eden Yahuda’nın bedeninde tasvir etmiştir. İsa tasviri için kilise korosundakilerden birinin İsa figürüne çok uyduğunu fark etti ve onu model olarak seçti. Aradan geçen 3 yıl nihayetinde tablo tamamlanmak üzereydi ancak eksik olan kötülüğün temsilcisi Yahuda figürüydü.