Toplum insanlardan beklediği erdemlerin hiç birine uyma
gereğini duymaz: Her an cinayet işler ama sözle işler; nasıl güzeli gülünçleştirerek küçültürse alay yoluyla da kötülüklerin yolunu açar.
Ateşli başlayıp ateşli kalan tutkular vardır; öte yandan kolaylıklar içinde gelişen öyle duygular da vardır ki hep bir sabah neşesi taşırlar; sevinç hasatlarında gülüşmeler, şenlikler eksik olmaz. Ama yazgının hüzünle, yıkımla çerçevelediği sevdalar da vardır; bunların hazları üzüntülüdür; pahalıya mal olur, endişeyle, pişmanlıkların zehiriyle ya da umutsuzlukla yüklüdür.
Duyguların da kendine özgü bir yaşamı, doğdukları yerin koşullarına
uygun bir yaradılışı olduğunu şimdiye dek pek kimse fark etmemiştir; duygular hem geliştikleri yerin özelliğini, hem de gelişmelerini etkileyen düşüncelerin damgasını taşırlar.
Ölümü, ömrün kısalığını tatlı bir kederle düşünerek
şarap içmek lale bahçesinde, ayın altında ...
Bu tatlı keder doğduk doğalı nasibolmadı bize:
bir kenar mahallede, simsiyah bir evde, zemin katında ...