Yaratanın tekliği yaratılanın çokluğu esastır: Yaratanı çok bilmek hakikate zulüm, yaratılanı teke indirgemek mahlukata zulümdür. Tüm tiranlar ve despotları bu sonuncu zulüm türü üretmiştir. Bu yasa gereği bırakınız masum güzelliklerden birini, inançsızlığın kökünü kazımak bile, Allah’ın iradesine aykırıdır: “Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi iman ederdi; ne yani şimdi sen kalkıp da onları iman edinceye kadar zorlayacak mısın? (Yunus 10:99)
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Konusu ve akıcılığı itibariyle bu kadar güzel bir kitabın nasıl oluyor da elden ele dolaşmadığına şaşıyorum. İnsan tarihini baştan başa, yoğunluklu olarak din-uygarlık bağlamında ele alan ve insana insanı düşünmeyi bu kadar güzel aşılayan nadir yapıtlardan diye düşünüyorum. Fazla ayrıntılı olmaması da satır aralarını bizim doldurup, daha da sindirerek okuyabilmemizi mümkün kılıyor. Tanrı kavramının gelişimini ve insan psikolojisi ile ilintisini temellendirerek din felsefesi adına mutlaka okunması gereken bir eser bırakmış Volney, tabi eğer inançlı biriyseniz dikkat edin! Sarsılabilir. Teşekkürler...
Peki, dediler, varsayalım ki yanlış yolda gidiyoruz, olabilir; çünkü insan zekasının bir özelliği kuruntuya sahip olmasıdır. Ama ne hakla, tıpkı sizin gibi olan insanlardan Tanrı’nın verdiği hayatı alacaksınız? Eğer bu tanrı, bizi suçlu sayıyor, bizden tiksiniyorsa, size verdiği aynı nimetleri neden bizlere de dağıtıyor? Eğer o bizi hoşgörüyorsa sizin daha az hoşgörmeye ne hakkınız var?