Astrea’nın gözyaşları

Astrea’nın gözyaşları
—. Pişmanlık ve hüzün hep yığın yığın ,bahçesi harabe tüm insanlığın. Ji jîyana xwere bibe ronahî.
Kalbim Gerçeklikte Çarptığında
10/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2025 46. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 07 Temmuz 2025 22:59
Bu kitap bana hediye edildi — ama sadece bir kitap değil, bir ruh hâli, bir fark ediş, bir çarpılmaydı. Hediye eden kişi için Necib Mahfuz öyle kıymetliydi ki, oğluna bile onun adını verdi. Bu hikâyeye ben de onunla tanışarak dâhil oldum. Oğluna ad olan bu isim, bir gün geldi ve benim iç dünyama da sessizce yerleşti. Kitabı tam da bir arayış dönemimde okudum. Hayatın karmaşası içinde yönümü kaybettiğimi hissettiğim bir anda… Sanki kitap beni seçti. Ve karşılaşmamızın tesadüf olmadığını çok iyi biliyorum. Necib Mahfuz, insan ruhunun en derin çatlaklarına, en karanlık koridorlarına bile ışıkla dokunuyor. Kitaptaki şu cümleyle bunu en çok hissettim: “Kalbinin düşte değil, gerçeklik içinde çarptığını, dünyaya geri döndüğünü hissetti.” Bu satırda, arayışın sona erdiği değil, gerçeğin yakalandığı noktadaydım. Kitabı okudukça fark ettim ki; neyi istediğimiz kadar neyi istemediğimizi de bilmek gerek. Arzularla savrulmak yerine, neyin ruhumuza dokunup dokunmadığını fark etmek gerek. Mahfuz’un cümleleri, insanın neyle beslendiğini, neyle kirlendiğini yüzüne yüzüne söylercesine yazılmıştı: “Ruhun kürtajla alınmış bir çocuk gibi kokan bir kavanoz içinde mühürlenmiş…” Kimi zaman kirliliğimizin farkında bile olmadan yaşamaya çalışıyoruz. Şiir, yaşam, arzu, boşluk, kadın, erkek, kaybolmuşluk, anlam… Bu kitap, her şeyi aynı ölçüde sarsıyor. “Şiir olmadan, bizi hava gibi kuşatan aşkla ne ederdik?” İşte bu yüzden, bu kitap bir anlatı değil sadece. Bir iç ses, bir yankı, bir arayışın kelimelere dönüşmüş hâli. Bazı kitaplar sadece okunmaz. İçine girilir, yaşanır. Bu kitap da onlardan biri. İçine düşüyorsun, sonra seni içine çektiği o kuyuda yüzleşiyorsun. Bazen ne kadar derine indiğini fark etmiyorsun. Ama kitap bittiğinde, sen de eskisi gibi olmuyorsun. Bu kitapla birlikte bazı
Edebiyat
DilenciNecib Mahfuz · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2023501 okunma
Reklam
Dünya üzerinde cehaletten korkunç bir şey yok.
10/10
·102 syf.··
Beğendi
·
2025 47. kitabı
Bu kitap, susturulmuş bir toplumun, törelerin gölgesinde ezilen kadınların, vicdanla hesaplaşan bir çocuğun hikâyesi. Ben bu kitabı okurken hem öfkelendim hem içim acıdı. Ama en çok da Hasan’ın içindeki o sessiz fırtınaya dokundum. “Susmanın büyük ustası olmuştu.” Çocuklar bazen konuşmaz. Çünkü konuşsalar, dünya yıkılır. Hasan susarak büyüyor. Ona yaşattıkları, yalnızca fiziksel değil; bir ruhun yavaş yavaş boğulması. Esme… Bir anne, bir kadın, bir kurban. “Zaten öldürmeyip de ne yaptınız bana? Her gün öldürüyorsunuz.” Bu sözle Esme, sadece kendi acısını değil, toplumun kadınlara reva gördüğü her şeyi dile getiriyor. Namus, töre, dedikodu… Hepsi birer zehir gibi akıyor onun üstüne. Kitabın üzerine filmi izlemek, bir başka derinlik kattı. Bazı filmler eksiltir, bazıları tamamlar. Bu film, kitabın duygusunu eksiksiz taşıyan nadir uyarlamalardan biri. Özellikle müzikler… Zülfü Livaneli’nin dokunuşu her sahnede içime işledi. Yılanı Öldürseler Yaşar Kemal
Edebiyat
Yılanı ÖldürselerYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202028,2bin okunma
Görünmeyen Zafer
Puan vermedi·88 syf.··
Beğendi
·
2025 44. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 05 Temmuz 2025 00:06
Bu kitabı ilk elime aldığımda kısa bir metin olduğu için “bir bakayım” diye başladım. Ama her sayfada, her satırda durup düşündüğüm, altını çizdiğim, bazen kendimi Santiago’nun yerine koyduğum bir yolculuğa dönüştü. Zülfü Livaneli’nin bu kitabı neden bu kadar sevdiğini, artık çok daha iyi anlıyorum. Hikâyemiz yaşlı bir balıkçı olan Santiago’nun açık denizde dev bir balığı yakalamak için tek başına verdiği mücadeleyle başlıyor. Ama aslında bu sadece bir av hikâyesi değil. Bu, insanın yalnızlığıyla, doğayla ve kendi iç sesiyle verdiği sessiz ama onurlu bir savaş. “Yalnızca artık şansım yok. Ama kim bilir? Belki bugün olur. Her gün yeni bir gündür.” Santiago güçsüz, yaşlı ve yalnız. Ama hâlâ sabırlı, hâlâ azimli. Belki de bu yüzden hâlâ güçlü. Balıkla mücadelesi bir noktada fiziksel değil, varoluşsal bir savaşa dönüşüyor. “Balık da benim dostum,” dedi. “Ama onu öldürmek zorundayım.” Bu cümle, bana en çok dokunanlardan biri oldu. Çünkü Santiago’nun o balığa saygısı, doğaya duyduğu sevgi, ama yine de hayatta kalmak için verdiği o iç çatışma çok tanıdık geldi. Bazen biz de sevdiğimiz şeyleri incitmek zorunda kalmıyor muyuz? “İnsan yenilebilir ama yenilmez.” “Aklını başına al ve erkek gibi acı çekmeyi öğren.” Bu iki cümle Santiago’nun ruhunu anlatıyor bence. Tükenmiş olsa da, sonuna kadar direniyor. Elinde kalan her şeyi ortaya koyuyor. Ve biz, onunla birlikte yoruluyoruz, susuyoruz, hayran kalıyoruz. Kitabın sonunda Santiago balığı kaybediyor gibi görünse de… aslında belki de hiç olmadığı kadar büyük bir zafer kazanıyor. Çünkü kendisiyle, doğayla ve onuruyla hesaplaşıp ayakta kalıyor. “Yaşlı adam aslanları düşlüyordu.” Bu son cümleyle gençliğine, hayallerine, belki de hâlâ içindeki güce dönüyor. Ve ben kitabı kapattığımda, içimde hafif bir sızı, ama güçlü bir saygı
1000Kitap
Yaşlı Adam ve DenizErnest Hemingway · Bilgi Yayınları · 202541,1bin okunma
Puan vermedi·384 syf.··
2025 43. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 29 Haziran 2025 23:55
“Hiçbir şey bir anda değişmez…” “Damızlık Kızın Öyküsü”, kadınların tüm haklarının ellerinden alındığı, din kurallarına dayalı baskıcı bir rejimde geçen çarpıcı bir hikâyeyi anlatır. Doğurganlık azaldığı için, bazı kadınlar sadece çocuk doğurmak için kullanılır. Bu kadınlara “damızlık” denir. Offred de onlardan biridir. Kendi adı yok, seçme hakkı yok, konuşma özgürlüğü yok… Sadece “itaat etmesi” bekleniyor. Kitap, Offred’in gözünden bu korkunç sistemde ayakta kalma çabasını, geçmişe olan özlemini ve içindeki sessiz direnişi anlatıyor. Sadece bir geleceği değil, bugünün sessizliğini de anlatıyor. Gilead rejiminde kadın olmak, bir isimden, bir geçmişten, bir hayattan vazgeçmek demek. Offred’in hikâyesi bir isyan değil, bir iç direnişin sessiz kaydı. “İki tür özgürlük vardır,” diyor Teyze Lydia: “yapma özgürlüğü ve bir şeyden özgür olma.” Ama biz çoktan karar vermişiz: korunmak adına susmaya. Bu kitapta en çok suskunluk konuşuyor. Acılar derinlerde birikiyor: “Acı insanda iz bırakır, ama görülmeyecek kadar derinde.” “Ben de kayıp bir kişiyim.” “Artık bir arkadaşa sahip olmayı hayal etmek bile çok zor.” Offred’in en büyük suç sayılan arzusu şu kadar basit: Biraz zaman… biraz insanlık… biraz sevgi. Ama insanlar, “yaşamlarının hiçbir anlamı olmadığını itiraf etmek yerine başka her şeyi yapacaklardır.” Damızlık Kızın Öyküsü, yalnızca geleceğe değil, göz göre göre şekillenen şimdimize de tutulmuş bir ayna. Belki de en çok şu cümleyle özetlenebilir: “Susturulanlar duyulmak için yaygara koparacaktır… sessizce de olsa.”
1000Kitap
Damızlık Kızın ÖyküsüMargaret Atwood · Doğan Kitap · 201914,7bin okunma
“Hayatta kalmak bazen yaşamaktan daha ağırdır.”
8/10
·210 syf.··
Beğendi
·
2025 35. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2025 18:04
Xu Fugui, zengin bir toprak sahibinin sorumsuz oğluyken, hayatın acımasız yüzüyle karşılaştığında her şeyini kaybeder. Kumar borçlarıyla başlayan çöküş, ailesini ve servetini yitirmesiyle devam eder. Ardından gelen savaş, siyasi devrimler ve yoksulluk, onu iç içe geçen felaketlerle baş başa bırakır. Ancak Fugui, bütün bu kayıpların ortasında yalnızca bir şey yapar: Yaşamak. Yu Hua’nın Yaşamak adlı romanı, Çin’in çalkantılı dönemlerinde sıradan bir adamın olağanüstü bir yaşam mücadelesini konu alır. Ancak bu hikâye yalnızca bireysel değildir; savaşın, açlığın, çaresizliğin sıradan bir hayatın içine nasıl sızdığını gösteren evrensel bir ağıttır etkisi derindir. Roman boyunca kalbimize sessizce işleyen bir acı, insan olmanın yükünü hissettirir. “Bu kadar acıdan sonra, yaşamak nedir?” Yaşamak, sadece nefes almak mı? Yoksa kaybettiklerine rağmen “devam edebilmek” mi? Yaşamak Yu Hua
1000Kitap
YaşamakYu Hua · Jaguar Kitap · 202670,7bin okunma
Reklam