Ahmet Leman

Yoksulluğun ayrılmaz bir parçası olan iç sıkıntısıyla tanışırsınız. Yapacak bir işi olmayan, midesi boş insan hiçbir şeyle ilgilenemez. Yarı gün boyunca yatakta yatar, kendinizi Baudelaire’in şiirindeki ''Genç İskelet'' gibi hissedersiniz. Sizi yattığınız yerden kaldırabilecek tek şey yiyecektir. Bir hafta gibi kısa bir sürede de olsa, yalnız ekmek ve margarinle beslenmiş bir insanın artık insanlıktan çıktığını, birkaç yardımcı organı da bulunan bir mideden başka bir şey olmadığını anlarsınız.
... aslına bakılırsa, aşkın o en coşkun anı ne kadar sürer ki? Hiç, bir an, belki bir saniye. Bir saniyelik kendinden geçme, ötesi toz, kül, hiçlik.
Sizler; beyler, hanımlar, sizler ki aşkın bundan daha incesini yaşamamışsınız, sizin için böyle bir haz neredeyse düşlenemez bir şeydir. Ben de artık gençliğimi geride bıraktığım için, -ah gençlik!- yaşamı artık bir daha hiçbir zaman bu kadar güzel olarak göremeyeceğim. Bitti.
Beyler, hanımlar, farkındayım ki, üzgünsünüz. Ah, mais la vie est belle, üzgün olmamalısınız. Daha şen olun, yalvarırım size!