Tarihi maddeciliğe göre toplumsal formasyonlar “genel kişilik biçimlerini”; toplumsal ilişkiler de, belli bir toplumsal formasyon bağlamında, bireyin somut ve özgül kişiliğini belirliyorlardı. Bu demektir ki, birey, somut tekilliği içinde de bilimsel olarak anlaşılabilirdi ve Aristo’dan beri süregelen “ancak genelin bilimi olur”
postülası yanlıştı.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Psikologlar insanın psişik oluşumunun başlangıcında bulunan kavramların bütün
gelişmiş psişik yapıların da başlangıcında bulunduğuna, yani temel kavramların aynı ve değişmez olduğuna inanıyorlardı.
...tarihi süreç içinde ihtiyaç olgusu giderek biyolojik niteliğini kaybetmiş ve tarihsel, sosyo-kültürel bir olgu haline gelmişti. “Açlık” gibi en temel bir ihtiyaç bile bu sürecin dışında değildi .
..psikolojiyi nöroloji ve fizyolojiye indirgiyor; bunların dışında bir “ruhsallık” düşünemiyor ve “psikoloji”nin nesnelliğini biyoloji bilimlerinde arıyordu. Ne var ki kendine özgü ve bağımsız bir nesnesi olmayan bir bilim olamayacağına göre,
psikoloji de varlık nedenini yitiriyor ve biyolojik bilimler içinde erimeye mahkûm ediliyordu.
Sève, Marx’ın Feuerbach üzerine 6. Tez’inde açıkça söylediği gibi “insanın özünü” kabul ettiğini ve bu özü de
insanın dışında gördüğünü savunmakta ve bu konudaki yorumunda da “merkezdışılaşma” (excentration) kavramını kullanmaktadır. Yani insanın özü vardır; fakat bu öz “toplumsal ilişkiler” olarak insanın dışında yer almaktadır.