batılılaşma tenkitinin yanında benim için bir o kadar daha önemli olan tarafı, hayri irdal'ın tüm avrupai meşakketlere bakan bakış açısıdır.
hayatın yokluk ve varlık tarafında billahssa varlığa veya yokluğa değil hayatın kendisine şaşkın bakan bu adam, tüm cemiyet yaşantısının, insanların ekonomik ve sosyal gücü korumaları için yaptıklarının yanında şaşkın olmakla sunulmaz, aynı zamanda tıpkı yokluğa olduğu gibi varlığa da duyduğu kayıtsızlıkla da ele alınır bana göre.
şimdiye yorduğumuzda küçük bir köy denilen dünyanın içerisinde bir olan avrupai hayatımız göze alındığında meselenin özü bence bu romanda -mış gibi yapmak kaidesidir.
çünkü insan ne yaptığından ve yaptığının işlevinden daha çok, sahip olunanın ve yapılanın ne çağrıştırdığı ile ilgilidir.
bugün sosyal medya mecralarında anlamsız ve hatta komik, abest ve görgüsüzce bulduğumuz her şey balo evindeki hayri irdal'dir.
bir rivayete göre hz.adem ile hz.havva dünyanın farklı uçlarından birbirlerini aramaya başlamışlar.
hz.adem gece gündüz demeden hz.havva'yı ararken hz.havva sadece gündüzleri arayıp geceleri dinleniyormuş.
derken gel zaman git zaman hz.havva karşıdan gelen hz.adem'i görüp bir taşın arkasına saklanmış. hz.adem ise taşın yanına geldiğinde hz.havva'yı görmüş. ve hz.havva'ya gece gündüz demeden onu aradığını nasıl fırtınalar badireler atlattığını anlatmış.
hz.havva'nın ise bu duruma karşı tepkisi şu şekilde olmuştur.
''ben seni hiç aramadım bu taşın arkasında beni bulmanı bekledim.''
ve o günden bugüne erkek kadın arasındaki ilişkilerin temellerinden birini bu yaklaşımın oluşturduğu söylenir.