A.

Öğrendikten sonra, bütün zorluklar geride kaldıktan sonra; vücudun her parçasında, başlangıçta bu makine kadar kör ve inatçı olan direnmenin yumuşadığını, dokunmanın mümkün olduğunu gördüğü zaman, yazık ki geçiş süresini unutuverir insan. İlerde, yeni bir denemeye girmek üzere olduğu anda, hiçbir yararı dokunmaz; ya da dokunmayacakmış gibi gelir yaşanmış olanın.
Reklam

A.

, bir kitabı okumaya başladı
James A. Robinson
8.6/10 · 3.579 okunma

A.

, bir kitap okudu
Puan vermedi·200 syf.·
14 günde okudu
·
2021 3. kitabı
Celâl Şengör
8.2/10 · 2.207 okunma
Abi haber çıktıydı hatırlıyor musun? Belçika’da bir Türk Ferrari’sine LPG taktırmış diye. Ali Mahmut: Brezilyalı’dır oğlum o! Ahmedürey: Niye be kanka? Ali Mahmut: Brezilyalılar çok akıllı olur. Adamın biri süpermarkette yarım elma almak istiyor. Tezgâhtarla kapışıyorlar, tezgâhtar müdürün yanına gidiyor, “İçeride bir hayvan var. Bu elmanın yarısını almak istiyor” diyor. Bakıyor müdür sessiz; arkasını dönüyor. Bu müşteri arkasında. Adamı görünce “Bu beyefendi de diğer yarısını almak istiyor” diyor. Gülüşmeler. Ahmedürey: Abi bunun Brezilya’yla ne alakası var? Ali Mahmut: – Beklersen görürsün, bitmedi daha! Neyse adama veriyorlar elmanın yarısını, adam gidiyor. Müdür buna diyor ki “Amma akıllı adammışsın sen. Nerelisin bakayım?” O da “Brezilyalıyım abi” diyo. Müdür “Yav ne işin var Türkiye’de, yaşasaydın ya Brezilya’da” deyince, bizimkisi “Müdürüm, Brezilya’da ya futbolcu olursun ya da hayat kadını. Başka da bir şey olamazsın” diyo. Müdür “Yalnız benim karım da Brezilyalı” deyince bir sessizlik hüküm sürüyor; bizimki soruyor: “Abi, yenge hangi takımda oynuyor?”
amerika’dayken en çok fark ettiğim o oldu. herkeste böyle bir kişisel gelişeyim, başarayım; ama bunu kişisel yapayım çabası var. bu kişisel gelişim sistemi “looser” dedikleri adamlar üzerine kurulu. – kim ağabey bunlar? – mesela sen! kaybedenler. toplum kaybedenlerle dolu. filmlerde, dizilerde 100’e yakın başarılı adamı, onların hayatlarını, arabalarını, düzdükleri mankenleri gösterip dururlar. saatler, pahalı cep telefonları, şaraplar, partiler... herkes onlara özenir. tüm bu insanlar genç ve mutludur. seks yaparlar. toplumun geri kalan % 99’u ise “kaybedendir.” sıradan işlerde, sıradan hayatlar yaşarlar. bu kaybedenler “ben nasıl onlar gibi olabilirim?” koşusuna girerler. işte tam bu noktada onlara nasıl başaracaklarını anlatan sihirli formüller devreye girer. krem sürerek güzelleşeceklerine, kitap okuyarak başaracaklarına inanan insanlara mucizevi seminerler, kitaplar satarlar, 100 adımda zengin olmanın yolu gibi. etraf o kadar çok güvensiz insanla dolu ki giydikleri markalarla özdeşleşerek güven hissedecek gençler... mutsuzluktan kırılıp “happy meal menü” yiyerek mutluluğa ulaşacağını zanneden kaybedenler... her şişmanın bir “ab shaper”ı olmalı. o ürünlerde herkes genç ve mutludur. her şey pozitif enerji üzerine kuruludur. oysa kitabı kapattığında dönüp bir bakarsın, hayatın içinde mutluluk olduğu kadar mutsuzluk da var. hamburger menüyü yiyip kolanı içtikten sonra elinde ketçaplı peçeteler, ciddi bir fatura, koşu bisikletleriyle verilemeyecek kalori ve kalp damarlarında biriken doymuş yağ oranlarını göstermezler hiç. hep mutluluk vardır. geçen fark ettim; bir süpermarkette çocuk bezlerinin üzerinde bin bebekten birinin olabileceği kadar güzel bebekler ve yüz bin anneden birinin olabileceği kadar güzel genç anneler birbirlerine sarılmış gülüyorlardı. tezgâhın alt
İnsan
Reklam