Dağları tekrar görmek istiyorum Gandalf - dağları; sonrada huzura ereceğim bir yer bulmak. Huzur dolu sessiz bir yer,akrabalarımın beni gözetlemedikleri, ortalığı birbirine katan ziyaretçilerin kapı ziline asılmadığı bir yer. Ktabımı bitirebilecek bir yer bulabilirim. Kitabım içinde güzel bir son planladım 'Sonsuza dek huzur içinde yaşadı.'"
Yine de Númenóreanlar, uzunca bir süre gelişip büyüdükleri hissine kapıldılar, çünkü mutlulukları artmasa da, aralarındaki zenginler servetlerini büyüttükçe büyütüyorlardı.
Kötü biri olamamak bir yana, herhangi bir şey olmayı da beceremedim: Ne kötü ne iyi, ne alçak ne namuslu, ne kahraman ne de haşerenin biriyim. Şimdi bir yandan köşemde pinekliyor, bir yandan da acı, faydasız bir teselliyle avunuyorum: Zeki insanlar asla bir baltaya sap olamaz, olanlar yalnız aptallardır. Evet efendim, on dokuzuncu yüzyıl adamı en başta karaktersiz olmalı, böyle olmaya manen mecburdur; karakter sahibi, çalışkan bir insansa oldukça dar kafalıdır.
"Söylentinin gücü karşısında yığınlar çaresizdir" (Dücane Cündioğlu)
Muazzam bir dille yazılmış bir toplum tasviri örneği. Yaşar Kemal yıllar öncesinin Anavarzasını, oranın toplumunu, mahalle baskısı ve patolojik hasedi büyük bir ustalıkla gözler önüne seriyor. Şimdi ben ne desem tat kaçıran olacak, bu yüzden fırsatını bulursanız hemen okuyun, okuyun ki burnunuzun direği sızlasın, okuyun ki hasud bir sosyolojinin neye yol açacağını kestirin. Zaten ipincecik, mecmua kalınlığında bir kitap bu Yılanı Öldürseler. Hemencecik okursunuz.
Sonra da beni bulun.
Her şeyin mükemmel bir şekilde keyif verici olduğu bir distopya düşünün. Herkesin halinden "doğuştan" razı olduğu ve mutluluğun artık bir tercih olmadığı bir dünya düzeni, Devlet eliyle verilen 'soma' adı verilen uyuşturucu haplar, merasim havasında geçen toplu seks partileri, baştan ayağa hedonizmin üzerinde yükselen bir medeniyet... Huxley bizi aklı ve ruhu arasında sıkışıp çıldırmaya mahkum olan Vahşi gibi ortada bırakıyor. Ve Bernard, ah Bernard...