Rukiye

Hayvanlar, kesim aracılığıyla kayıp göndergelere dönüşür. Hayvanların varoluşu ete indirgendikçe isimleri ve cisimleri ortadan kaybolur. Hayvanların hayatları etin varlığından önce gelir ve onu mümkün kılar. Hayvanlar halen hayattayken et olamaz. Dolayısıyla ölü bir beden, canlı hayvanın yerine geçer. Hayvanlar olmasaydı et yemek diye bir şey olmazdı. Yine de et yeme eyleminde hayvanlar yoktur; çünkü yiyeceğe dönüş­türülmüşlerdir.
Bunun yanı sıra, bitki en istenme­yen özellikleri temsil eder: ot gibi durmak, varlığın sersemliği ve edilgenliği içinde, tekdüze ve eylemsiz... Et, insanın tadını çıkardığı ve insanı zirveye çıkaran bir şey iken, bitki hiçbir şey­ den tat alamayan birinin temsilcisi olur: tekdüze, edilgen veya saltfiziksel bir mevcudiyet...
Erkekler kadınlardan daha iyi avcıydı ama bunun tek sebebi kadın­ların et dışındaki yiyeceklerle de oldukça iyi yaşayabileceklerini fark etmiş olmalarıydı.
Geleneksel olarak, çalışan erkeğin kuvveti için ete ihtiyaç duyduğu hissedilegelmiştir. Bu inanışın içinde bir hurafe yatar: Güçlü hayvanların kaslarını yersek biz de güçlü oluruz. Ataerkil kültürün mitlerine göre et gücü artırır, erkeklik özellikleri er­keksi yiyecekler yiyerek elde edilir.
Et en iyi protein kaynağı olarak kabul edildikçe ırkçılık da varlığını sürdürmektedir. Hayvansal proteinin güçlü besin değerine yapılan vurgu, sebze ve tahıllardan oldukça yüksek proteinli yemeklerin yapıldığı çok sayıda kültürün beslenme tarihini çarpıtır. Bu yemekler hakkındaki bilgiler, et yemeye olan kültürel ve politik bağlılığın süregelmesi altında ezilir.