İktidar ve güç olabilme duygusu. İnsanın başkaları üzerinde tahakküm kurabilmesi ve alt edebilmesi için öncelikle kendi nefsine yenik düşmesi ardından içine giren o bedbaht duygusunu susturması gerekir. Gerekir ki beyni sadece onu düşünsün, başka bir şey düşünmesin. Düşünmesin ki alt edebilsin kendisi dışındaki tüm boyun eğdirmesi gereken kişileri...
İşte böyle bir boyun eğdirme ile başlar Machbet. Cesur bir komutandır Machbet. Kralı için savaşır, kralı için kılıçların önüne atar kendini, sadece kralının adı yaşasın diye. Kralı için kazandığı zaferden dönerken içinde olan ve karşı koyamadığı iktidar ve güç duygusu üç cadı tarafından perçinlenir. Candide kralı, Machbet'i kazandığı zaferden dolayı Cawdor beyi yapar. Ama Machbet'in aklında bundan çok daha fazlası yatar, o da cadılar tarafından söylenen ve içinde yıllardır biriktirdiği plan olan kralın yerine geçebilmek planı...
Her ne kadar itaat etme duygusu ile hareket etse de içindeki bedbaht ve karşı koyamadığı duyguyu bastıramaz. Aklında sadece ulaşmak istediği o taht ve gücü olur. Yeri geldiğinde kendine karşı koymaya çalışsa da Leydi Machbet tarafından tekrar alevlenir o duygu.
Önce güvenmek ardından güvendiğin yerden hançer yemek. Tarih ve edebiyat böyle vakalarla doludur. Cesear, Brütüs'ten görür ihaneti. Duncan Macbeth'ten. Ardı arkası kesilmez ihanetlerin. Peki neden şu kısacık yaşamda böylesi ihanetler vardır diye düşündüm. Kısacık da olsa onu anlamlı ve kutsal yapan insanoğlu, bu kısacık yaşamda iktidar olabilmek ve boyun eğdirmek ister.
Kendi evine gelen misafiri dışardan gelecek her türlü kılıç tehlikesine karşı koruması gereken Machbet, bunun tam tersini Kral Duncan'a hiç beklemediği yerde kendi şatosunda yapar.
Machbet'ten sonra durum artık içler acısı bir hale gelir halk için. Açlık, sefalet,