"Kuşkusuz Ortaçağ'da birey, başkalarından izole edilmiş değildir. Onun sınırlarını belirleyen, dolayısıyla birey olmasını mümkün kılan şey, ötekidir. Bu nedenle Ortaçağ insanı, başkasını hemcinsi olarak ne kadar çok yaşarsa, o kadar çok bireydir."
"Vizyona ve sembolik düşünceye sahip Ortaçağ insanı, farklılaşmanın bir dünyada yaşıyordu. Onun dünyasında, görülebilir ile görülemez, tabiat-üstü ile tabiat sürekli birbirine karışıyordu. Ortaçağ insanı büyük düş gören kişiydi. Fakat Hıristiyanlık insanın düş görme aktivitesini denetliyordu."
"Ortaçağ, birey kavramının ortaya çıkışında özel bir andır. Çünkü birey, sosyal aktördür; bağımsız, otonom ve ahlaki varlıktır. O, içebakış insanı olan şairlerin "ben"i şeklinde görünür."
"Hıristiyanlık çağının başlangıcına dek, varlığını sürdüren eski kültürlerden, kendi eski kimliğinin pek çok şeyini ve eski dilini koruyarak kalan en eski kültür, kuşkusuz Mısır idi."