Ortaçağ İslam dünyasında bir Tehafütler geleneği vardır. Gazali İslam'a, İslam dinine, İslamın temel dünya görüşü ve öğretilerine aykırı olduğunu düşündüğü Yunan felsefesine ve bu geleneği İslam dünyasında devam ettiren Farabi, Ibni Sina gibi filozoflara, onların görüşlerine öğretilerine karşı çıkmak, onları çürütmek, itibarsızlaştırmak için ünlü bir kitap yazmıştır. Tehafütü'l-Felasife, yani Filozofların tutarsızlıkları, çelişkileri. Gazali'den yaklaşık yüz yıl sonra yaşamış olan büyük Islam filozofu İbni Rüşt ise Gazali'nin bu kitapta filozoflara karşı ileri sürdüğü itirazları, suçlamaları çürütmek, felsefeye yeniden itibar kazandırmak için bu kez Tehafütü't-Tehafüt, yani Tutarsızlığın Tutarsızlığı veya Çelişkinin Çelişkisi diye bir başka ve aynı derecede ünlü bir kitap yazar. Bu iki kitap vesilesiyle ortaya çıkan tartışma, İslam dünyasının o zamana kadar yetiştirmiş olduğu en büyük iki zihin arasında yapılmış olan en yüksek tartışmadır. (...) Fatih Sultan Mehmet, Osmanlı düşüncesi ve kültüründe bildiğimiz gibi bir yeniden doğuşu başlatmak isteyen bir adamdır. Bu projenin bir parçası olarak Gazali ve İbni Rüş, daha doğrusu keşmacılar ve filozoflar arasınsa yapılan bu tartışmayı bir şekilde devam ettirmek veya yeniden açmak ister. (bir ömür düşünmek. Serbest kitaplar 5. Baskı, Ahmet Arslan nehir söyleşisi syf. 135)
Aydınlar, özellikle solcu aydınlar Türk halkına, sıradan Türk insanına yüksek idealler, yüksek ahlaki değerler, yüksek duygular yüklemekten kendilerini alamazlar. Oysa Türk insanının en azından on bin yıllık hayat tecrübesi içinde hayattan beklediği şeyler aslında basittir: Aş, iş, ekmek, güvenlik, huzur ve birazcık da insan yerine konmak, yani toplumsal saygınlık. Adalet ve Kalkınma Partisi bence bunları sağladığı icin o kadar başarılı oldu. (Bir Ömür Düşünmek, Ahmet Arslan, Nehir söyleşi, serbest kitapları Devrim Özkan & Buğra Kalkan, Syf. 41)
... herkesin efsaneleri var, ama ilk olarak 'efsane var, efsane var!'. Yani efsanelerin türü önemli. Din de bir efsane, milliyetçilik, sosyalizm veya hümanizm de. Ama bunlar çağdaş dünya, çağdaş hayat bakımından aynı efsaneler değiller. Sosyalizmden Sovyetler Birliği veya Çin halk Cumhuriyeti; milliyetçilikten çağdaş devletler, toplumlar, en azından Türkiye Cumhuriyeti çıkar, çıkmıştır. Peki Urfa'nin peygamberler şehri olmasından ne çıkar? (...) Urfa'ya Batı'dan, Avrupa ülkelerinden epeyi turistin gelmeye başladığı söyleniyor. Ama onlar Şuayp veya İbrahim peygamberin yaşadığı söylenen yerleri görmek için mi geliyorlar, yoksa Göbekli Tepe' yi görmek için mi? (Bir Ömür Düşünmek, Ahmet Arslan, Nehir söyleşi, serbest kitapları Devrim Özkan & Buğra Kalkan, Syf. 42)
Acaba, diyorum; toplumdan çok bireye ağırlık veren, bir toplum tasarımı önerisi getirmek yerine, bir yaşam kurtaran ütopya da olamaz mı? Eleştiriden çok vaat taşıyan, zenginleştiren, bütün sanatlardan el almış bir ütopya? Hani ütopyanın ayağı yere basmaz diye düşünülür ya, kanadı ile biraz nefes verse, olmaz mı? Belki olur... Ütopya bu ya! " Füsun Akatlı (Felsefe yazıları /Ütopyalar İyidir kitabı. Kırmızı Kedi yayınları arka kapaktan.)