…Üzgün insanlara ilk tepkimiz genellikle onları neşelendirmeye çalışmak, olaylara bu kadar suratsız ya da bu kadar umutsuz bakmamalarını söylemek olur…Bu çoğu kez kendi ihtiyaçlarımızın, uzun bir süre kendi ihtiyaçlarımızı kabul edemeyişimizin bir ifadesidir
Kabullenme haline imkan tanımak için depreston, bütün sevgi objelerinin yitirilmesi anlamındaki yaklaşan kayba yönelik bir hazırlama aracı olduğunda cesaretlendirmeler ve hastanın içini rahatlatmalar, o kadar da anlamlı olmaz. Hasta olaylara iyi taraftan bakmaya özendirilmemelidir zira böyle bir şey onun yaklaşan ölümünü etraflıca düşünmemesi gerektiği anlamına gelecektir….Hasta sevdiği her şeyi ve herkesi kaybetme sürecindedir. Üzüntüsünü ifade etmesine izin verilirse nihai kabullenmeye çok daha kolay erişecektir; kaldı ki bu depresyon evresinde kendisine sürekli üzülmemesini söylemeksizin yanında oturabilenlere münnettar olacaktır.
Üçüncü evre yani pazarlık evresi, daha az bilinir ama çok kısa sürmesine rağmen hasta için bir o kadar yararlıdır. İlk dönemde üzücü gerçeklerle yüzleşememişsek ve ikinci evrede insanlara ve Tanrı’ya öfke duymışsak kaçınılmaz olayı erteleyebilecek bir anlaşmaya varırırz; “Madem Tanrı bizi bu dünyadan almaya karar verdi ve öfke dolu yakarışlarımızı karşılıksız bıraktı, o zaman kibarca rica etsem belki daha iyi davranır”.