Arda Çolakoğlu

Arda Çolakoğlu
@Arda4534
Koyup tesbîh-i mercânı seni kim dinler ey vâ'iz Mufassal kıssa başlarsın garîb efsâne söylersin -Bâkî
Öğrenci
Boğaziçi Üniversitesi/ Türk Dili ve Edebiyatı (Lisans), Yeni Türk Edebiyatı Anabilim Dalı (Yüksek lisans-devam ediyor)
Ankara
Kars, 19 Nisan
296 okur puanı
Mart 2016 tarihinde katıldı
TÜRKİYE'NİN I. DÜNYA HARBİNE GİRMESİ VE MUSTAFA KEMAL'İN YORUMU
Bulgaristan'ın İstanbul Sefiri Toşef de bizim Sofya sefirimiz gibi kesin bir harp aleyhtarıydı. Sofya'ya da Talât Beyle beraber gelmişti. Hükümetine İstanbul'daki derbederliği, tabiî haber vermişti. Netice öyle oldu ki, Talât Bey Bulgar hükümetiyle şeklen bir "itilâfname" imzalamakla beraber tamamen eli boş döndü. Bulgarlar hiçbir şey taahhüt etmediler. Serbestilerini tamamen muhafaza ettiler. Romanyalılar da öyle. Fakat İstanbul'daki harp kışkırtıcıları üzerinde bu başarısızlık, onları ihtiyatlı harekete sevk edecek yerde, bilâkis, Bulgarlar olmasa da harbe girme kararına sürükledi. Talât Beyin İstanbul'a dönüşünden sonra Mustafa Kemal'e, gelecek, büsbütün karanlık görünmeye başladı. Yakın günler herhalde bir şeyler doğuracaktı. Kendisinin de Sofya'daki günlerinin, artık sayılı olduğunu anlıyordu. Artık Türkiye'ye dönmek imkânlarını düşünmeye başladı. Beklenen olaylar ise, çok gecikmedi. 29 Ekim 1914 tarihi ile İstanbul'dan yayılan ve bütün dünyada top gibi patlayan şu haber, yani Karadeniz'de, Rus donanmasının taarruzuna uğrayan Osmanlı filosunun düşmana mukabelesi haberi gelince, her şeyin bittiği anlaşıldı. Bu olay, kaçınılmaz surette harp demekti. Nitekim öyle oldu. Halbuki henüz ne Bulgaristan harbe girmişti. Ne Romanya'nın tarafsızlığı garantilenmişti. Fakat Türkiye, sınırları bile müşterek olmayan iki Orta Avrupa hükümetinin safında, hem kara, hem deniz yolları kesilmiş olarak harbe giriyordu. Mustafa Kemal haberi okuyunca arkadaşı Sefir Fethi Beye yalnız şu cümleleri söyleyebildi: — Enver'den ancak bu beklenirdi. Türkiye bu harpten sağ çıkamaz...
Sayfa 196 - Remzi·Kitabı okudu
Tarih
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
MUSTAFA KEMAL'İN ENVER PAŞA VE İTTİHAT TERAKKİ HAKKINDAKİ GÖRÜŞLERİ
— Bu senin İttihat ve Terakki insanları elbette ki vatansever insanlar. 23 Temmuz'da bir başarılı hareket yapıldı. Padişah sindirildi. Sonra da defedildi. Ama hepsi de bu kadar felâketlere rağmen zafer sarhoşluğundan bir türlü ayılamadılar. Yeni padişah bir gölge bile değil. Hele Enver'in bu aşırı sıçrayışı? Böyle bir adam nihayet diktatör olur. Hatta oldu bile. Hem körü körüne bir Alman hayranı... Ordudaki daha niceleri gibi. Bıyıklarını Prusya usulü yukarıya büken her adam bugün kendini bir imparator Vilhelm görüyor. Enver de öyle. Bu Enver'e bu kadar ön vermeyecektik Fethi!... — Fakat Talât? — Talât, Bahaeddin Şakir, Mithat Şükrü, Dr. Nâzım ve diğerleri, hepsi aynı hamurdan yoğrulmuş, aynı mutaassıp adamlar. Taassup(bağnazlık) akıl ve seciye demek değildir. Ben onlardan korkarım ve onlara inanmam.
Sayfa 185 - Remzi·Kitabı okudu
Tarih
II.ABDÜLHAMİT DÖNEMİ
Sultan Abdülhamit Türkiyesi, imparatorluk tarihinin en perişan günlerini yaşıyordu. İmparatorluk fiilen çökmüştü. Abdülhamit'in hem içeriye, hem dışarıya karşı siyaseti, şu birkaç sözcükle özetlenebilirdi: Çatışmaları uyuşturmak, olayları örtbas etmek, çöküntüyü görmemezlikten gelmek ve ne pahasına olursa olsun, kendi tahtını korumak! Bu konuda meselâ Abdülhamit'in en güvendiği sadrazamları Sait ve Kâmil paşaların hatıraları zengin misallerle doludur. Haritada ve nazarî olarak imparatorluğun sınırları Bosna'dan Basra'ya, Ağrı dağından Orta Afrika'ya kadar uzanıyordu. Ama bu sınırlar içinde idare bitmişti. Ordu çökmüştü, uyuşturulmuştu. Bir posa haline getirilmişti. Dağlar, yollar eşkıya elindeydi. Hazine tamtakırdı. Devlet resmen iflâs etmişti. İçeride azınlıklar, ayrı birer millet gibi yaşarlardı. Kapitülasyonlar devletin malî, iktisadî, hatta adlî istiklâlini zincirlemişti. Ne yol, ne sanayi, ne de malî kredi cihazları vardı. Devlet içeride halsiz, iktidarsız olduğu kadar dışarıya karşı da itibarsızdı. Vasıtasız, teçhizatsız ve parasız ordu birlikleri Rumeli'de, Doğu Anadolu'da, Suriye'de, Yemen'de ve daha nice sapa yerlerde eşkıya kovalamak, çetelerle çarpışmak ve isyanları bastırmak için, hem de tamamen verimsiz mücadeleler içinde eriyip gidiyorlardı. (...) Halbuki orduda zabitler, aylar ayı maaş alamazlardı. Kalelerde, tabyalarda yıllar yılı çürütülürlerdi. Sarayın çevresine çöreklenmiş birtakım saltanat mensuplarının köşklerde, konaklarda zenci halayıklar, Çerkez cariyeler elinde soysuzlaştırılmış çocuklarına ise, daha küçük yaşlarından başlayarak askerî rütbeler, nişanlar yağdırılırdı. Bunlar, havadan kazanılmış bu süslerini, ya padişahın saray avlusundaki selâmlık alaylarında figüranlık yapmak ya da konaklarındaki cariyelerine caka satmak için
Sayfa 58 - Remzi·Kitabı okudu
Tarih
Mustafa, annesinin daha onu doğurmadan tahayyül ettiği gibi sarı saçlı, mavi gözlü, pembe yüzlü, fakat hakarete tahammül etmeyen ciddî ve haysiyetli bir çocuktu. Şemsi Efendi mektebinde gene sarıklı ve anlaşıldığına göre yüzü çiçekbozuğu Çopur Hafız Nuri Efendi'ye isyan ettiği gibi, bu sefer de Kaymak Hafız'ın hakaretine tahammül etmedi. Gerçi Çopur Hafız işi örtbas etmişti. Ama Kaymak Hafız işinde, Mustafa dayattı. Günlerce mektebe gitmedi. Zaten bu sivil mektebe pek ısınmış da değildi. Hem babaannesi de onun okumasına taraftar görünmüyordu. Onu mektepten aldı. Hulâsa o sene Mustafa, mülkiye rüştiyesini bir daha dönmemek üzere bıraktı. Bir olayın zorladığı bu netice, onun hayatında bir dönüm noktası oldu. Çünkü ona asıl mesleğini seçmek ve bulmak yolunu açtı. Bu meslek ASKERLİKTİ.
Sayfa 51 - Remzi·Kitabı okudu
Tarih

Arda Çolakoğlu

, bir kitap okudu
9/10
·624 syf.·
31 günde okudu
·
2020 9. kitabı
Yaşar Kemal
8.7/10 · 3.343 okunma