Merhabalar
Üç serilik kitabın ikincisi olan Yağmurlarla Topraklar'ı da bitirmiş bulunmaktayım.
Normalde bir kitabı bitirdikten sonra kısacık konusundan kısacık dilinden bahseder tavsiye edip etmediğimi söyler yorumumu bitiririm. Fakat bu kitap için biraz uzun olacak yorumum.
Okursanız beni mutlu edersiniz
Bu kitabın içinde ne var ???
Bir kasabada öğretmenlik yapan Perihan ile avukatlık yapan Nihat'ın aşkı var. Fakat 415 sayfalık kitapta çok az yer kaplıyor bu aşk. Çünkü çok daha önemli meseleler var.
Bu meselelerden ilki Kore Savaşı. Bu savaşın halk üzerindeki etkisi. Savaşa giden yakını olanların tedirginliği yakını olmayanların rahatlığı. Savaş sonrası insan psikolojisi...
Bir diğeri çok partili demokrasi döneminin sancıları var kitabın içinde. Sağ ve sol kesim diye ayrılmalar kendinden olmayanı hor görmeler yok saymalar var.
İktidara yakınsan güçlüsün değilsen devlete karşı suç işliyormuşsun damgası var.
Eğitimde eşitsizlik var. Zengin ailelerin çocuklarının özel okullarda okuyup özel dersler alarak bir yerlere gelmeleri fakir ailelerin çocuklarının ise gerek aile yüzünden gerek bulunduğu yerde okul olmamasından dolayı okuyamamaları bu nedenle de nice cevherlerin körelip gitmesi var.
Ağaçları, eski yapıları yok edip, yerine mimariden yoksun betonlar dikmek var.
Halkın her durumda duygu sömürüsü yaparak istediklerini elde edebileceğine olan inancı ve bu durumdan hiçbir zaman vazgeçmemesi var.
Kasaba ve köylerde geçim kaynağının "Yağmura" ve "Toprağa" bağlı olması, sevinçlerin ve üzüntülerin gelen veya giden yağmura göre olması var. Köylünün geçim derdi, çiftçiye devlet desteğinin olmaması bu durumda ise gençlerin şehirlere gitmeleri, topraklarından vazgeçmeleri var.
Kısacası ben bu roman için geçmişin/yazıldığı çağın/ günümüzün/ geleceğin tanıdığı
Kitabın bitimi tatil dönüşü ilk pazartesi gününe denk geldiği için derinlemesine bir inceleme, karakter analizleri, baş kahramanın annesi, kızı ve kadınlarla olan ilişkileri, annesinin mutsuzluğunun ve depresyonunun çocukluğuna etkileri ve pek hatırlamadığı babasının boşluğu hakkında derin analizler yapamayacağım.
Kurgu karakterimiz, rock yıldızımız Timur. Timur boşvermiş, her şeyden sıkılmış, sığ bir karakter başlarda. Teoman' ın hayatıyla harmanlanmış Timur' un hayatı ama ne ölçüde orasını bilemiyoruz. Timur of herkes çok sahte, herkes beni kullanıyor ama kimse beni sevmiyor, kızım bile triplerinde bir adam. Hayatı boş beleş yaşıyor, yaptığı işe artık inanmıyor, annesinin kasvetinden uzak durmaya çalışıyor, bence yaşlanmaktan da korkuyor her ne kadar kabul etmese de.
Alkol, gece hayatı, kadınlar ve sigara. Hayat bundan ibaret. Her şey inanılmaz sıkıcı. Ama o yüzeysellik içinde her fırsatta araya hayat görüşlerini, bilgisini, kültürünü de sıkıştırıyor. Hani istesem şöyle bir insanım aslında ama o da umrumda değil, ben aşmışım bunları havaları. Hatta birkaç tane kitap tavsiyesi almış oldum Timur' dan bu arada.
Aslında kimse beni sevmiyor, herkes reklam peşinde derken kendisi de başkalarını kendine layık görmüyor. Ya da öyle bir çizgi çizmeye çalışıyor.
Tatilde eğlenerek okuduğum bir kitap oldu. Timur' u yazarının kendi sözleri ile özetlemek gerekirse: Büyümeyen adam sendromu bu ama yaşlanıyorsunuz sayın bay rock yıldızı.