Merhamet bile trajik niteliğini yitiriyor, gündelik bir olay oluyor, gördüğümüz insanların çoğu sakat, mutsuzluk ise doğal sayılır oldu. Mutlu ve özgüvenli, neşeli tutarlı bir insan uzaklarda kalan bir mucize gibi şimdi.
Zorba edebiyat dünyasında çok sevilen, hakkından övgü ile bahsedilen bir kitap. Bu sebeple kendimi bu kitabı yarım bırakmaya ikna etmek çok zor oldu. Lakin kendimi entellektüel dünyanın genel kabullerine uymaya zorlamam zannederim ki daha trajik olurdu. Kitabın yaklaşık çeyreğini okudum fakat eser bende acaba devamında neler olacak merakı uyandırmadı. Sürükleyici olmaktan bahsetmiyorum elbette, eser merak uyandıran bir olay örgüsünden ziyade felsefi bir derinliği barındırıyor- tam da sevdiğim gibi-. Fakat yine de içimdeki boşluğu dolduran bir yanı yoktu. Yine Borges’ın sözlerinin arkasına sığınacak olursam; yazar eseri benim için yazmamış, vesselam.
Yine de genel bir değerlendirme yapmak isterim. Olaylar Girit’te geçiyor. Her ne kadar felsefi derinliği içime dokunmasa da mekan beni sarıp sarmaladı diyebilirim. Malum, bir zamanlar Girit Türklerle Rumların iç içe yaşadığı bir Osmanlı toprağıydı. Yer yer Türk karakterler geçiyor anlatıda. Yirminci Yüzyılın başındaki Yunanistan ve Türkiye arasındaki mübadele göçleri edebiyatta da sinemada da aşina olduğumuz bir temadır. Bu yönüyle bu eser bana biraz da “evde olma” hissi yaşattı ve erken dönem Cumhuriyet Edebiyatı romanlarının tadını verdi. Ama şimdilik bu kadar. Sevgili Kazancakis, henüz Zorba’yı sevecek kadar büyümedim. Belki bir gün…
ZorbaNikos Kazancakis · Can Yayınları · 201420,6bin okunma
Dönüş kaderdir, tıpkı gitmenin kader olduğu gibi. Bu kitabın adını aratırken ne kadar çok dönüş hikayesi olduğunu fark ettim. Sık sık söylediğim bir söz vardır; “Edebiyat, göçmenlik olgusunun omuzlarında yükselir.” Bu, gidişler kadar dönüşleri de barındıran bir bütünlüktür. Dönüş hikayelerinin atası belki de Odyseus’un İthaka’ya dönüşüdür. Nitekim Milan Kundera, Truva savaşı için doğduğu İthaka’yı terk edip yıllarca geri dönemeyen Odyseus için “bilinen en büyük gurbetçidir” der Bilmemek kitabında. Kitabın kendisi de bir dönüş hikayesidir.
Yine bir dönüş hikayesi okuyoruz. Yıllar önce Güney Amerika’dan Avrupa’ya göçen Fabris, vaftiz oğlunun düğünü için ülkesine geri döner. Her geri dönenin kaderi onu da bulur: hiç bir şeyi bıraktığın gibi bulamamanın hayal kırıklığı. Her şey belki bir günün içinde olur. Geçip giden onca yılı, aşk acısını, hayal kırıklıklarını bir güne sığdırır kahraman.
“Dönüş” olgusu için edebiyatın ışığında böylesi derinlikli bir tasvir yaptıktan sonra eseri göklere çıkarmak isterdim ama çok üzgünüm, bunu yapamayacağım. Güzel bir eser güzel olmasına ama adını koyamadığım bir hafiflik var anlatıda. Hani eser Manguel’in kaleminden çıkmasa, eh işte bir dönüş hikayesi, iyi hoş deyip geçeceğim. Ama tam olarak hayal ve gerçeğin büyük bir gürültü ile çarpıştığı noktada duruyorum bu eserde. Diyeceğim o ki; sevgili Manguel! denemelerin birer şaheser ama ben seni bir roman yazarı koltuğuna oturtamıyorum.
Yazarın hakkını yemeyeyim. Elbette metaforik bir anlatım kullanarak öyküyü yer yer derinleştirmiş ama yok, yerine oturmayan bir şey var.
DönüşAlberto Manguel · Kırmızı Kedi Yayınevi · 2018339 okunma
Ama şunu öğrendim: Yerine yenisinin konulması olanaksız şeylerden feragat etmemeli. Çoktandır, her şeyin dışında olma duygusu acı veriyor bana; köy köy, kent belleğimizde hem yaşayan hem de yaşamayan ülkenin bizim için bir addan ibaret olduğu, bir kavram, cansız ve soyut bir sözcükten ibaret olduğu duygusunun altında eziliyorum. Bu yolculuk çok yorucu olacak, pek semereli de olmayacak, ama gitmeliyim; Viyana’daki dünyayı izlemekten yoruldu gözlerim.