Ankara, Yakup Kadri’nin edebî hayatında olduğu kadar, Türk roman tarihinde de özel bir yere sahip. Bugün hâlâ okunmasının nedeni, anlattığı meselelerin güncelliğini koruması.
Yakup Kadri, bu romanda da edebiyatı bir düşünce alanı olarak kullanmış. Hatta Ankara romanı, yazarın edebî hayatındaki ideolojik roman anlayışının en belirgin örneklerinden biridir diyebilirim. Roman, yalnızca yazıldığı dönemi değil; Cumhuriyet’in ilerleyen yıllarını da anlamaya yardımcı olan güçlü bir metin.
Yakup Kadri, Cumhuriyet ideallerinin günlük hayatta nasıl aşındığını, insanların bu idealleri nasıl araç haline getirildiğini açıkça gösteriyor. Cumhuriyet’i kendi menfaatleri doğrultusunda yorumlayan yeni zümreyi kıyasıya eleştiriyor. Halk ile bu çıkarcı kesim arasında açılan derin uçurum gözler önüne seriyor.
Bu değişimin, yazarın kendi iç hesaplaşmasının da bir yansıması olduğu anlaşılıyor. Yakup Kadri, Cumhuriyet’e olan inancını tamamen kaybetmese de bu inancını sorgulayan, eleştiren bir noktaya taşımış. Ankara bu yönüyle hem bir umut metni hem de bir yüzleşme romanıdır.
Ayrıca bu roman, modern Türkiye’nin edebiyat yoluyla yapılan en kapsamlı analizlerinden biri olabilir. Cumhuriyet ideolojisi, beden (Öz’den ziyade kabuk) politikaları, mekân kurgusu ve bireysel hayal kırıklıkları bu romanda iç içe geçmiş.
Romanda, erken Cumhuriyet döneminin zihniyet dünyasının, umutlarının ve çelişkilerinin bütün açıklığıyla ortaya serilişindeki üslup, Yakup Kadri’nin ne kadar derin bir gözlemci olduğu yönündeki kanaatimi pekiştirdi.
Toplumun, bireyin ve devletin aynı çerçevede ele alındığı ve hikâyedeki karakterler üzerinden topluma uzanan bu anlatı, Türk edebiyatında modernleşme sürecine farklı bir gözle bakmak isteyen okurlar için temel eserlerden biri olma özelliğini taşıyor.