Her alışkanlığın
tohumu küçük, tek bir karardır. Ancak o karar tekrarlanırken
bir alışkanlık filizlenir ve büyür. Kökler toprağa yayılır, dallar
uzar. Kötü bir alışkanlığı yenme görevi içimizdeki güçlü bir
meșeyi kökünden sökmek gibidir. İyi bir alışkanlığı inșa etme
görevi ise narin bir çiçeği günbegün büyütmekten farksızdır.
"Başı ve sonu olan hikayelerdir belki beni ilgilendiren..." dedi dalgın dalgın. "Degişik hayat tarzları, farklı bakış açıları... Belki maceralar. Mutluluklar, hűzůnler, hırslar, intikamlar, yere sağlamca basmalar, eğilip bükülmeler,dimdik durmalar, yıkılıp düşmeler, korkular, ůmitler, hayaller...
Ne bileyim...
Milyonlarca insanın yașadığı bir șehrin üstünde gece vakti kanatlanıp uçmak gibi bir şey sanki..."
-Şimdiki medeniyeti öyle nitelendiriyorsunuz ki bana Ortaçağ'a geri dönmüşüz gibi geliyor.
-Bence iki zaman arasında aslında büyük bir fark yok gibidir.
-Aman, ne diyorsunuz?
-Hanım bu zamanın prangaları, kelepçeleri, zincirleri,giyotinleri, darağaçları bir müzeye konulduğu zaman Orta Çağ'ın işkence aletleriyle bunları karşılaştıracak başka bir
çağın insanları, aralarında pek büyük bir fark bulamayacaktır zannederim. Şimdiki en medeni șehirlerde, kimsesiz yurtlarından, yoksul sığınaklarından fazla hapishanelere rastlanıyor.
-Efendi, hep bu korkunç șeyler ne vakit dünyadan büsbütün kalkacak?
-Genel olarak insanların gerçek eğitime tamamıyla erdikleri vakit.
Talan başladıgından bu yana ara dünya ile bağlanı aşama aşama gevremiş, gevşemis, eprimiş, incelmiş, tüylenmiş, tel tel Çözülmüş, evvelsi sabah itibarı ile pamuk șeker ipliği gibi dokunsan kopacak kıvama gelmiş, dün sabah itibar ile iki veremlinin
fersiz öpüşmesinden arta kalan iki dudak arasındaki son salya
ipciği gibi uzadıkça incelerek eceline yaklaşmış ve nihayet bu
sabah itibarı ile sessizce kopmuştu.
Ölüler ölüyordu.