Kitap üç kısımdan oluşuyor: Zola'nın bu eseri yazmadan önceki olanlar, Zola'nın eseri, bu eseri yazdıktan sonra olanlar.
Kitabın konusunu tek cümle ile özetleyecek olursam, "yapılan hukuksuzluğun, buna baş kaldıran bir aydın ( Zola) aracılığıyla, bu hukuksuzluğa zaten vâkıf olan Cumhurbaşkanına mektup şeklinde bildirilmesi görünen maksadıyla halka sunulması," derdim.
Sırf Yahudi asıllı olduğu için, Alman askerî ataşesi'nin çöpünde bulunan bir mektup sonrası Almanya'nın ajanlığını yapmakla suçlanan subay Dreyfus için adaletin neden bu denli önemli olduğunu Zola, mektubunda şöyle anlatıyor: "Bunda ısrar ediyorsam, ileride gerçek cinayetin, Fransa'yı hasta eden tüyleri ürpertici adaletsizliğin çıkacağı yumurta burada olduğu içindir."
Bu, toplum için önemliydi. Peki, bunun savunuculuğunu yapmak, "Zola" için neden önemli? Bunun cevabını da şöyle veriyor:
"Benim görevim konuşmak, suç ortağı olmak istemiyorum. Yoksa gecelerim orada, işkencelerin en korkuncu içinde, işlemediği bir suçun cezasını çekmekte olan suçsuzun hayaletiyle dolup taşacak."
Peki bunun bir "suçlama" olduğu bariz ise, neden Zola'nın böyle bir eser kaleme alması gerekti? Çünkü, "ordunun onuru, ulusun çıkarı" söz konusuydu ve bu uğurda "Pis bir Yahudi"nin harcanmasının bir önemi yoktu. "Ordunun onuru dedik, o zaman tam tersine, ajan da olsa bu askerin aklanması gerekmez miydi?" diyebilirsiniz; belki evet, ama gerçek suçlunun çok daha önemli biri olmadığı durumlarda geçerli bu.
Tahsin Yücel'in verdiği şu bilgiyi de ekleyeyim: "Basında Dreyfus karşıtı yazılar birbirini izlerken, gerçek suçlunun Esterhazy olduğu konusunda tanıklar gittikçe çoğalır. Öyle ki kendisini yargıç önüne çıkarmak kaçınılmaz olur. Çıkarılır da: 10 Ocak 1898'de, 3 dakika içinde, oybirliği ile aklanır. İşte bundan sonra, 13 Ocak