Sarmaşık

Sarmaşık
@AthenaOkur
Kısa süreliğine canlılardı, çok uzun süredir ölüler.
10/10
·512 syf.·
2026 4. kitabı
Derslerde kullandığımız bu kitabı okurken, çoğu zaman bir ders kitabı okuyormuş gibi hissetmiyorum. Akıcılığı muazzam, açıklayıcılığı da. Tam 1. sınıf öğrencilerinin anlayabileceği tarzda yazılmış. Dipnotlarla zenginleştirilmiş, böylece sadece günümüz hukukunu değil, kaldırılan kanunları, anayasaları da bilebiliyoruz. Kitabın sonunda da hatırlamamız için kısa bilgiler var. Araya bayram girmeseydi çok daha kısa zamanda bitirirdim ve bunun sınav yaklaşıyor korkusuyla alakası yok. Kitabın açıklığı, okurken zevk bile veriyor. 1. Sınıflar için, yani başlangıç için ideal bir kitap.
Hukuk
Türk Anayasa Hukuku DersleriKemal Gözler · Ekin Yayınları · 2025141 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
6/10
·480 syf.·
2026 6. kitabı
Fidan Hanım, Büyükada'da yaşayan ve yüreği gençliğin binbir umuduyla dolu olan bir tıp öğrencisidir. Ablasının kötü giden evliliğinden sonra, hayatındaki kötülükler birer zincir halkası gibi tek tek takip edecektir peşini. Sanki ablası, bir kara büyü bırakmıştır ardında. Sinan Akyüz'ün diğerlerinde olduğu gibi bunda da yaşanmış bir hayattan esinlenerek yazdığı bu kitapta, açıkçası diğer kitaplarda bulduğumu bulamadım. Aslında, o kitaplarda ne bulduğumu da bilmiyorum. Aradaki fark, beni tatmin etmeyen şey neydi bilmiyorum. Öncelikle dedim ki, diğer kitaplara göre daha az acı çekmiş. Bu yüzden çok büyük bir olay gibi gelmedi. Ama sonra dedim ki, acının yarıştırılması, karşılaştırılması mı olur? Sonra aslında bunun da olmadığını fark ettim aradığımın. Ben, bağ kuramamıştım. Asıl sorun buydu. Neden bilmiyorum ama diğer kitaplardaki karakterler üzüldüğünde, ağladığında ben de öyle yapıyordum. Ama bu kitapta hiç öyle olmadı. Ve bunun, çektikleri acıların farkıyla zerre alakası yokmuş, bunu fark ettim. Fidan Hanım karşımda oturup anlatsaydı bana yaşadıklarını, ona tüm samimiyetimle sarılır hatta onunla ağlardım. Ama kitaptan okuyunca derinden hissedemedim acısını. Mesele sadece bu anlaşılan. Tüm bunlara rağmen, kitabın inanılmaz bir akıcılığı vardı. Bir kitap kafede 2 saatte 100. sayfaya geldim ama bırakmak zorunda kalmıştım. Haftalar sonra kitaba sahip olduğumda 3 günde bitirdim.
Roman
Fidan HanımSinan Akyüz · Alfa Yayınları · 2025867 okunma
8/10
·48 syf.·
2025 56. kitabı
Kitap üç kısımdan oluşuyor: Zola'nın bu eseri yazmadan önceki olanlar, Zola'nın eseri, bu eseri yazdıktan sonra olanlar. Kitabın konusunu tek cümle ile özetleyecek olursam, "yapılan hukuksuzluğun, buna baş kaldıran bir aydın ( Zola) aracılığıyla, bu hukuksuzluğa zaten vâkıf olan Cumhurbaşkanına mektup şeklinde bildirilmesi görünen maksadıyla halka sunulması," derdim. Sırf Yahudi asıllı olduğu için, Alman askerî ataşesi'nin çöpünde bulunan bir mektup sonrası Almanya'nın ajanlığını yapmakla suçlanan subay Dreyfus için adaletin neden bu denli önemli olduğunu Zola, mektubunda şöyle anlatıyor: "Bunda ısrar ediyorsam, ileride gerçek cinayetin, Fransa'yı hasta eden tüyleri ürpertici adaletsizliğin çıkacağı yumurta burada olduğu içindir." Bu, toplum için önemliydi. Peki, bunun savunuculuğunu yapmak, "Zola" için neden önemli? Bunun cevabını da şöyle veriyor: "Benim görevim konuşmak, suç ortağı olmak istemiyorum. Yoksa gecelerim orada, işkencelerin en korkuncu içinde, işlemediği bir suçun cezasını çekmekte olan suçsuzun hayaletiyle dolup taşacak." Peki bunun bir "suçlama" olduğu bariz ise, neden Zola'nın böyle bir eser kaleme alması gerekti? Çünkü, "ordunun onuru, ulusun çıkarı" söz konusuydu ve bu uğurda "Pis bir Yahudi"nin harcanmasının bir önemi yoktu. "Ordunun onuru dedik, o zaman tam tersine, ajan da olsa bu askerin aklanması gerekmez miydi?" diyebilirsiniz; belki evet, ama gerçek suçlunun çok daha önemli biri olmadığı durumlarda geçerli bu. Tahsin Yücel'in verdiği şu bilgiyi de ekleyeyim: "Basında Dreyfus karşıtı yazılar birbirini izlerken, gerçek suçlunun Esterhazy olduğu konusunda tanıklar gittikçe çoğalır. Öyle ki kendisini yargıç önüne çıkarmak kaçınılmaz olur. Çıkarılır da: 10 Ocak 1898'de, 3 dakika içinde, oybirliği ile aklanır. İşte bundan sonra, 13 Ocak
Dünya Klasikleri
SuçluyorumEmile Zola · Can Yayınları · 20215,9bin okunma
6/10
·304 syf.·
2025 53. kitabı
Kafkanın bu ilk romanı, akıcı dil ve üslubuyla kendini okutsa ve içeriği kayda değer olsa da bir yere varmaması açısından havada kalıyor. Ailesi tarafından ceza olarak Avrupa'dan Amerika'ya sürülen Karl'ın gözünden Amerika ve yaşadıkları anlatılıyor. Kafka'nın bir eseri olmuş olmasa okumayacağım bir kitap. Bunun tek sebebi, dediğim gibi, bir yere varılamayan kurgu ve bunun yalnızca sonda değil de tüm bölümlerde hâkim olması. İçi doldurulamayan bir şeyler var ve o boşluğu doldurur umuduyla, son bölüm olan "Yazar tarafından çıkarılmış bölümler" kısmını okuduğumda da, maalesef hayal kırıklığına uğradım. Bununla birlikte, paylaşmayı unuttuğum bazı alıntıları buraya ekleyeceğim. “Yani seni aptal yerine koyanlara inanıyorsun da, senin iyiliğini isteyenlere inanmıyorsun.” " 'Peki ama ne zaman uyuyorsunuz?' diye sordu Karl ve öğrenciye şaşkınlıkla baktı. 'Evet, uyumak!' dedi öğrenci. 'Öğrenimimi bitirince uyuyacağım. Şimdilik sade kahve içiyorum.' " "Öğrenimi bırakmış olduğunuza sevinin. Ben şahsen yıllardır aslında yalnızca, başladığım işi bitireyim diye üniversitede okuyorum. Duyduğum memnuniyet az, geleceğe yönelik umutlarım daha da az. Ne umudum olacak ki! Amerika sahte doktorlarla dolu.” " Politikadan hiç anlamam,' dedi Karl. 'Bu bir kusur,' dedi öğrenci. 'Ama bunu bir yana bırakalım, gözlerinizle kulaklarınız var.' "
Roman-Edebiyat
AmerikaFranz Kafka · Can Yayınları · 20203,497 okunma
6/10
·180 syf.·
2025 52. kitabı
Lale devri zamanında, 3.Ahmet'e sunulan bu Sefâretname, kitabı okumadan önce, bu zamanda bilsem de devrindeki önemini bilmediğim Yirmi Sekiz Çelebi Mehmet Efendi tarafından yazılıp devri bir devlet adamı gözünden görmemizi sağlayan Türk klasiği olmakla birlikte, önemi yalnızca Türkler için değil Fransa için de yadsınamaz. Öyle ki bugün bize dönem şartlarını görme merceğini kullandırtmakla birlikte, Osmanlı'nın batılılaşması hususunda sunduğu katkılarıyla kalmamış, Fransa için de kendi değerini korumayı başarmıştır. Ülkemize gelen yabancı sefirlerin yazdığı sefâretnameleri de (varsa) okumayı çok istememe neden oldu bu kitap. Çünkü kitapta bilmediğim yer adları çoğunlukta olunca kendimi okuyup geçiyormuşum, önemsemiyormuşum gibi hissetmiştim. Tabi yine bahsi geçen tarihi mekânlara baktım ama o kadar etkili olmuyor. Bildiğim yerleri bir yabancının kaleminden okumak daha hoşuma giderdi diye düşünüyorum. Keşke birileri çıkıp "Yirmi Sekiz Çelebi Mehmet'in Sefâretnamesinde Bahsettiği Yerler" veya "Paris Sefâretnamesi Rehberliğinde Paris'e Yolculuk" başlıklı videolar çekilmiş olsaydı (araştırdım, bulamadım). Ya da bizzat bahsedilen yerler, yollar gösterilmese bile bir animasyonla anlatıldığı belgesel çekilebilirdi. (Belki de çekilmiştir bilmiyorum, bilen varsa, söylerse memnun olurum.) En azından devlet adına bir yayın bunu yapabilirdi. Çünkü böyle olunca kendimiz için yalnızca "Paris sefâretnamesini okudum" diyebiliyoruz; ama okumak var, okumak var... Bunları bir kenara bırakacak bahaneyi ararsak, şunu söyleyebiliriz: "Burada kitabın yazılış amacı belki Paris ve anlayışını tanıtmak olabilir ama şuan bir klasik hâline gelmiş bu eseri bizlerin okuma amacı Paris'i tanımak değil, ecdadımızın Paris karşısında sergilediği tutum ve bunun Osmanlı'ya ne gibi bir etkisi olmuş
Anı - Sefaretname
Yirmisekiz Çelebi Mehmed Efendi SefâretnâmesiYirmisekiz Mehmet Çelebi · Tercüman 1001 Temel Eser · 01,018 okunma