O eller çok nadir rastlanan güzellikteydi, inanılmaz uzun, inanılmaz ince ama kasları sayesinde taş gibi gergin; bembeyaz, narin kavisli sedef rengi bombeli tırnakların uçları ise solgundu. Gece boyunca onlara baktım -evet o olağanüstüsü, o tek kelimeyle eşsiz ellere- ama benim öncelikle korkuya kapılmama neden olan şey onların hırsı, delicesine tutkulu ifadesi, kasılmış halde iç içe karşılıklı duruşlarıydı. Onlarda kendini güçlükle tutan bir insanı görüyordum, bunu hemen anladım, tutkusu yüzünden patlamasın diye hırsını parmak uçlarında toplamıştı.
Gerçekten de el, o esnada en gizli sırrı bile çok arsızca açığa vurur. Çünkü büyük bir güçlükle hâkim olunan, uyuyor gibi görünen o parmakların hepsinin kibar rehavetini bozan o kaçınılmaz an gelir.
Ah! Biricik, büyük, güzel bir duygunun sevincini bütünüyle duyabilmek için bütün ömrümüzü verebiliriz. Ve ah! Eğer acele etsek, bir solukta ulaşacağız oraya. Her şey uzak olduğu kadar önümüzde ve biz bekliyoruz zavallılığımızla, sınırlanmışlığımızla ve ruhumuz ürkek tesellileri özlüyor.