"İnsan o kadar kolay ölmez, bunu bilin, yalnızca ölecek gibi olur, o kadar, daha sonraları ise çektiğiniz acı aklınızı başınıza öyle bir getirir ki size 'keşke yine aptal olsam, hatta sapına kadar aptal' demeyi öğretir. Ben akıllandım, buna o kadar şaşırmayın çünkü gece gündüz demeden eğitildim."
"Bir insan neyinden fark edilir, bilmiyorum.
Bütün bunları kimden isteyebilirim, bilmiyorum.
Bize mi geliyorlar yoksa bizden mi geliyorlar?
Neler olacak, bilmiyorum.
Hiçbir şey bilmiyorum.
Neyin büyük, neyin küçük olduğunu bilmiyorum.
Ne yapacağımı bilmiyorum.
Eskiden nerede oturduğumu bilmiyorum.
Birçok şeyi bilmiyorum.
Neler oluyor, bilmiyorum.
Yavaş yavaş başlıyor ve yavaş yavaş bitiyor. Hangisini tercih ettiğimi bilmiyorum.
Yüreğim bir daha atar mı, bilmiyorum.
Asıl fark nerede, bilmiyorum.
Bilmiyorum.
Bilmiyor ve anlamıyorum.
Ne bildiğimi biliyorum ama adını koyamıyorum.
Galiba bunların hepsi saçmalık.
Sanırım durum bu."
"Şimdi Roma'da cadde üzerindeki bir sokak kafesinden, zift kadar koyu espresso kahvemi yudumlayarak yazıyorum bu mektubu sana; ama nasıl desem, sanki ben ben değil de farklı biriymişim gibi tuhaf bir duygu içindeyim aynı zamanda. Açıklamakta yetersiz kalıyorum değil mi? Hani sen deliksiz uyurken birisi çıkıp gelmiş, seni önce parçalara ayırmış, sonra da hızlı bir şekilde parçaları birleştirmiş gibi bir duygu desem anlaşılır olur mu? Anlıyor musun beni?
Ne kadar bakarsam bakayım ben kesinlikle kendimim ama her zaman olduğum halimden farklı duyumsuyorum kendimi..."