Hiç bitmez dediğin şeyleri bitireceksin, hayatından hiç çıkarmayacağını sandığın insanlarla bir ömür girecek arana, açmam dediğin kapılardan gireceksin, kapatmam dediğin penerelerden duvarlar öreceksin. Çünkü ihtiyaçların, önceliklerin değişecek; sen değişeceksin. Alışacaksin. Bir sonraki değişim emrine kadar....
Unutmak, güçlü bir bastırma yöntemidir. Bilinçli olarak kabul edemediğimiz, kabul etmekte zorlandığımız şeyleri bastırırız. Fakat bastırdığımız o şeyler yok olmaz.
İnsanın ağrıyan, sızlayan yeri neresiyse -bu bir tırnağın ucu bile olabilir- orası bedeninin merkeziymiş gibi hissedilir. Varoluşun sızlayan yeride hep çocukluktur sanki.
Alkolle ayrılmamız böyle oldu. Yeterince içmiştim. Yeterince, hayatın gerçek sarhoşluğundan kaçmıştım. Artık sıra şişelerden kaçmaya gelmişti. Şimdiye kadar rakıyı suyla, viskiyi buzla karıştırır gibi hafifletmemek için hayatı da içkiyle karıştırmamıştım. Ama artık hayatı sek içmenin zamanı gelmişti.
Oysa göz bir ayrılık görmedikten sonra, bir taş ha gerçek olmuş, ha sahte, ne çıkar bundan? Her ikisinin degeri, gözü gören için de birdir, görmeyen için de.