Momo iyi dinler. O dinlerken insanlar birbirlerini anlamaya başlar. Tartışmalar
yumuşar, karmaşa sakinleşir. Michael Ende’nin Momo romanında dinlemek
yalnızca bir iletişim biçimi değildir; aynı zamanda bir farkındalık hâlidir. Momo’nun
en güçlü yanı konuşmak değil, gerçekten dinleyebilmektir.
Çöpçü Beppo, Momo’nun en yakın dostlarından biridir. İnsanlar ona soru
sorduklarında hemen cevap vermez. Sessizleşir, düşünür ve sonunda öyle sade
şeyler söyler ki, insan kendi sorusunu bile unutabilir. Çünkü Beppo cevap
vermekten çok fark ettirir.
Beppo’nun hayatı aceleye karşı kurulmuş gibidir. Sokakları süpürürken kendi
ritmini tekrar eder: “Bir adım, bir nefes, bir süpürge.” Bu cümle kitabın ruhunu da
anlatır. Çünkü insan yalnızca yaptığı şeye gerçekten odaklandığında anda kalabilir.
Beppo’nun taşlardan ve eski duvarlardan söz ettiği bölümler bana insanın bazı
şeyleri yalnızca bilgiyle değil, sezgiyle de hatırlayabileceğini düşündürdü. Sanki
geçmiş çağların izlerini hissedebiliyordu. Bu durum bana büyük bir farkındalığı
çağrıştırdı. Çünkü Momo ile Beppo’nun ortak noktası yargısız olmalarıydı. Onlar
hayatı aceleyle tüketmek yerine gözlemleyen insanlardı.
Momo’nun diğer yakın arkadaşı Gigi ise Beppo’nun tam tersidir. Hareketli,
konuşkan ve hayal gücü yüksek biridir. Turistlere uydurma hikâyeler anlatır, onları
eğlendirir. Parasız kalmayı önemsemez; onun için önemli olan kendisi olarak
kalabilmektir. Gigi ve Beppo birbirinden çok farklı görünseler de ikisini birleştiren
şey, hayatı hâlâ canlı bir yer olarak görebilmeleridir.
Kitabın en çarpıcı tarafı “duman renkli adamlar”dır. Bana göre onlar yalnızca
sistemi değil, insan zihninin hiç susmayan tarafını da temsil ediyor. Sürekli
konuşan, hesap yapan, kıyaslayan, yargılayan o iç sesi… İnsan bazen kendi
zihninin içinde