Gelgelelim, Bodrum İstanbul'a benziyor bana kalırsa: Onu çirkinleştirmek için ne yaparlarsa yapsınlar, ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar, gene de güzel kalmanın yolunu buluyor her nedense. İşte bu yüzden, güneş batarken kumsalda oturup Kale' ye bakarken, Bodrum hâlâ ne kadar güzel diyorum kendi kendime.
Ne yazık ki, insanların düş gücü eksildiği, kafalar uyuştuğu için, öyle bir hale geldiler ki, "rahat" uğruna, yaşamın değişik yanlarından, renkliliğinden, rastlantılarından, yani yaşamı yaşamaya değer yapan her şeyden vazgeçmeye hazırlar artık.
Sarı yazda, Fransizlarin “douceur de vivre” dedikleri şey her bir yandan fışkırır sanki. Kisisel mutluluğunuzdan kaynaklanmayan, salt canlı olduğunuz için duyduğunuz, nedenini de bilmediğiniz bir yaşama keyfidir bu. Bu keyfi duyabilmeniz için de çevrenize şöyle bir bakmanız, derin bir soluk alıp havayı koklamanız yeter bile.