Bence Alamut, sadece geçmişte geçen bir tarih romanı değil; insan zihninin nasıl etkilenebileceğini gösteren oldukça güçlü bir eser. Okurken bazı bölümlerde insanın “Bir düşünce uğruna ne kadar ileri gidilebilir?” sorusunu kendine sormasına neden oluyor. Özellikle Hasan Sabbah karakterinin insanları ikna etme biçimi hem etkileyici hem de rahatsız edici bir derinlik taşıyor.
Kitabın en güçlü yanı, okuyucuyu sürekli düşünmeye zorlaması. İnanç, güç ve manipülasyon arasındaki ince çizgiyi çok başarılı anlatıyor. Benim için kitabın en dikkat çekici tarafı ise insanların bazen sorgulamadan inanmasının ne kadar tehlikeli olabileceğini göstermesiydi. Bu yüzden Alamut, sadece okunup bitirilen değil, bittikten sonra da uzun süre düşündüren kitaplardan biri olarak öne çıkıyor.
Ayrıca kitabı okurken kendini 1902 nin ilkbaharinda değilde sanki geçen sene ilkbaharda yaşanmış ve bizzat kendim şahit olmuş gibi hissediyorum.
Veee en çarpıcı taraflarindan biri de karakterler adına erhangi bir yargıda bulunamıyor ve kesin bir hüküm veremiyorsun.
Çünkü ne Hasan Sabbah ne İbni Tahir ne Mizamul Mülk ne Ömer Hayyam ne de tüm diğer karakter hakkında bu kötü bu iyi yorumunu yapamıyorsun.
Sadece kitapta akiyorsun ve sona gelince de aslında hiçbir karakterin bir amaca ulaşamadığına tümünün var olan kader çarkını devam ettirmek için birer köle olduğunu görüyoruz. #iyiokumalar
Moğol efsanesi böyle der: farklı tabiatlar birleşince ortaya aşk çıkar, zıtlıklar artıkça aşk da artar.
Yüzleşme ve dönüşüm sayesinde aşk kendini korur.
Hayatımız kendi elimizde, dünya bugüne gelene de çok şey gördük olabilecek, en iyi şekilde organize olduk; idealden uzak ama en azından birlikte yaşamayı başarıyoruz yine de bir şey eksik hep bir şey eksiktir zaten....