Duygularımızla yaşamayı ve onlarla savaşmamayı bir kez öğrendikten sonra, bedenlerimizde bir tehlikenin tezahürlerini değil, kişisel tarihimizin faydalı izlerini görürüz.
Arşivlerimizi milletlerarası bir kuruluş haline getirmek için yapılan çabalar bizi uyarmalıdır.
Arşivlerimizi modern durumda işler bir araştırma merkezi haline getirmezsek, bu saldırıların sonu gelmez. Bütün bu işleri Türk devleti yapmalıdır. Arşivlerimize sahip çıkmalıyız ve bir an önce bu işleri kendimiz yapacak kudrette olduğumuzu medeni aleme göstermeliyiz.
Kendi tarihini başkalarından öğrenmek hicabından kurtulmak, Atatürk’ün bize öğrettiği en büyük düsturlardan biridir.
Çocuklar giderek azami ihtimam isteyen kırılgan varlıklar olarak kabul edildiler, böylece doğumdan itibaren zorlu koşullara tabi olan çocuğun trajedisinin yerine, artık daha doğumundan önce bile tesadüfe terk edilmemesi gereken çocuk kültü geçti.
Çağdaş insan, Huxley’nin Cesur Yeni Dünya’da çizdiği tipe çok benzer: Karnı tok sırtı pek, cinsel yönden doygun, kişiliği gelişmemiş, çevresindeki insanlarla son derece düzeyli ilişkiler kuran, Huxley’nin sıraladığı, “Birey hissederse toplum sendeler” ya da “Bugün sahip olabileceği eğlenceyi yarına bırakma”, bir de hepsini bastıran, “Bugünlerde herkes mutlu” sloganlarıyla yönlendirilen bir kişidir o.