Anton Çehov, Rus edebiyatının yapıtaşlarından olmakla beraber modern öykünün de ustaları arasında sayılmaktadır. Puşkin ödülünü de kazanmış olan yazar Altıncı Koğuş, Alacakaranlıkta gibi güzel öyküler yazmış, aynı zamanda da bir çok tiyatro oyununun sahnelenmesine vesile olmuştur.
Altıncı Koğuşta ise kendisini kasaba da oldukça yalnız hisseden doktor ve üniversite eğitimi almış, donanımlı fakat deliler hastanesine kapatılan bir delinin(!) felsefik tartışmaları üzerine güzel söylemlerde bulunulmuştur. Peki ya gerçekten sadece korkuları olan birinin deli diye yaftalanması ne kadar adaletli?
Deli diye nitelendirilen arkadaşımız(İvan Dmitriç) doktora çektiği acılardan bahsederken, doktor ona öğüt vermeye çalışmış, acı üzerine okuduğu kitaplardan, duyduğu fikirlerden bahsetmiştir. Zweig'ın da dediği gibi ''Söz konusu başkalarının derdi olunca nasıl da hep daha zeki ve daha nesnel oluruz." İvan Dmitriç ise olayı çok güzel özetlemiştir. Doktoru acıyla, gerçeklikle tanışıklığının sadece teoriden ibaret olduğunu belirtmiştir. '' Acıyı küçümsersiniz, ama parmağınızı kapıya sıkıştırdığınız vakit en yüksek perdeden inlersiniz!
Maalesef bireysel olarak toplumsal olarak da düşündüğümüz vakit bizden olmayanı kabullenemiyoruz, görmek istemiyoruz. Biz belki de yanlışı en baştan yapıyoruz. Çocukken bile öyle gördüğümüz için birçoğumuz deli gördük mü taşladık, alay ettik. İnsan kapalı sistem gibidir, görünüşte değişir gibi görünürüz ama kolay kolay değişmeyiz.
Burada sayfalarca inceleme yapabilirim, ama okuyan iki kişi bile olsa çok sıkmamak için kısa tutmaya çalışıyorum. Özellikle delilik konusunu biraz irdelemek, üstüne gitmek kanısındayım. Bizimle aynı düşünceyi paylaşmayan, aynı yolda yürümeyen, aykırı davranışta bulunanı deli olarak değil; kabulleneceğimiz, seçimlerine ve
Paul Lafargue, Fransız kökenli Marksist, iktisatçı ve yazardır. Tıp öğrenimi görmüştür; ama 3 çocuğunu da arka arkaya kaybettiği için tıptan soğumuş kendini sosyalist düşünceye adamıştır. Karl Marx'ın kızı ile evlenmiştir. Fransız Sosyalist Partisinin kurucuları arasında yer almış, işçinin hakkını savunmuş, işçilerin örgütlenmesine yazılarıyla katkıda bulunmuştur. Yaşlılığın bedenini ve zihnini körelttiğini görmek istemeyen yazar, 70 yaşını aşmayacağını belirtmiş ve 69 yaşında karısıyla beraber intihar etmiştir.
Kitaba geçecek olursak, tembellik hakkının tarih boyunca soylulara, burjuvazi kesimine verildiğini belirtmiştir. Gelişen makineleşme sürecinin işçi kesimine de bu hakkı tanıması gerektiğini düşünmüş ve sert bir şekilde kapitalist düzeni eleştirmiştir. Eleştirileri kapitalist sisteme olduğu kadar Fransa da metalaştırılan her şeye karşı sert bir şekilde karşılık vermiştir.
Çalışma dogmasıyla sürekli ezilen proleteryayı da yeren Lafargue zorunlu çalışmanın toplumun bozulmasının sebebi olarak görmüştür(Tüm bireysel ve toplumsal sefaletler proletaryanın çalışma tutkusundan doğdu). Bir çok veriye ve söyleme dayanarak yazdığı kitapta insanların daha az çalışması gerektiğini ve bu çalışma şeklinin de gündelik hayatta bir sorun oluşturmayacağını belirtmiştir.
Kitap 1883 yılında yazılmıştır. ''Kör, ahlaksız ve canice çalışma tutkusu, özgürleştirici makineleri özgür insanları köleleştirme aracına dönüştürüyor; makinelerin üretkenliği insanları yoksullaştırıyor''. Yazar o kadar haklı çıkmıştır ki, bugün sanayi devrimi ve teknolojik devrim büyük bir yol almıştır. Buharlı makinelerden, 6.0 devrimi ile insan zekasının kodlanması yani yapay zekalar ortaya çıkmıştır. Peki tüm bunlar, bu gelişmeler insanlığa hizmet etmesi gerektiği noktada neden yaşam koşullarını daha
Cahil şehir, halkı mutluluğu bilmeyen, onu hatırına bile getirmeyen şehirdir. Onlar mutluluk konusunda aydınlatılsalar bile, onu ne anlayacak, ne de inanacaklardır.
Sayfa 111 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları,9. Basım, 2020·Kitabı okudu