Her gün kendimi bütünüyle inşa ediyor ve bütünüyle yıkıyordum. Kendini kontrol etmek, beyni kullanarak emir vereceğini ve sana boyun eğen bir mekanizmaya çevirmek bir zevkti.
İnsan ancak bu kontrolle mutlu olur ve kendi doğasını tanırdı. Fakat çok az insan kendi doğasını tanıyordu. Duygularının gölgesinde kalmak, ruhunun normal, kesintisiz karanlığına karşı hiçbir şey yapmamak insanı umutsuzluğa sürüklüyordu.Aklımın hakim olduğu yerde umutsuzluğun İMKANSIZ olduğunu söyledim.
"Bu tam akılsızlık hali içime girerse içimdeki her şey umutsuzluğa dönüşür." Nadiren bu duruma düşüyordum. Onun içinden çıkıp gitmediğimiz müddetçe hayat zorlayıcıydı ve onu akıl çerçevesinde sürdürmek bir zevkti. Çoğu insan duygu insanıydı, akıl insanı değil; dolayısıyla çoğunluk umutsuzluğun peşinden gidiyordu, aklın değil. "Fakat benim kastettiğim akıl," dedim, "hiçbir şekilde bilimsel değil."