Bak, ben hayatımda iki kere aşık oldum. Hem de adamakıllı. Her ikisinde de bunun sonsuz olduğuna, ancak ölümle sona erebileceğine inanmıştım. Her ikisi de sona erdi ve ben ölmedim. Memleketimde bir de arkadaş edinmiştim. Yaşadığımız sürece ayrılabileceğimizi bir an düşünmezdim. Ama ayrıldık. Hem de uzun zamandan beri.
Bir duvar vardı, önemli görünmüyordu. Her duvar gibi iki yüzlü, iki taraflıydı. İçeride mi yoksa dışarıda mı olduğunuz, duvarın neresinden baktığınıza bağlıydı.
Biz, özgür olmaktan korkuyoruz aslında. Yerleşik düzenin dikte ettiği, herkesin de karşılıklı olarak kabullendiği tutum ve davranış sınırları içinde kalmak istiyoruz. Bizi nihai bağımsızlığa götürecek adımı atmaya cesaret edemiyor, kendi içimizdeki sese kulak vermekten çekiniyoruz. Çünkü öyle yaptığımız zaman, bize genellikle deli deniyor. Bize deli denmesini istemiyoruz. Bize deli denmesinin ve deli muamelesi yapılmasının sonuçlarına katlanacak gücümüz yok.
İnsanın sevdiğine sahip olma tutkusu aşkın kendisinden ağır basmaya başladığı an, bu aşk değildir artık. Aşk yaşamdan güçlü olamaz, özgürlükten yoksun olarak da varlığını sürdüremez.