Musa OCAK

Musa OCAK
@Baysilent
10 okur puanı
Ağustos 2023 tarihinde katıldı
Dick’in Post-Apokaliptik Evreni - Hayal mi Gerçek mi?
Puan vermedi·260 syf.··
2024 2. kitabı
Philip K. Dick’in en tanınmış eserlerinden biri ve bilim kurgu edebiyatının önemli taşlarından biridir. Roman, insanlık, yapay zeka, ahlak ve varoluşsal sorgulamalar üzerine yoğunlaşır. Roman, daha sonra "Blade Runner" adlı ünlü bir filme de ilham kaynağı olmuştur. 1968 yılında yayımlanan bu eser, insanlık ve yapay zeka arasındaki sınırları sorgulayan derin temalara sahiptir. Hikaye, post-apokaliptik bir dünyada geçer ve androidlerin, yani yapay insan benzeri varlıkların, duygusal deneyimlerini ve insan olma kavramını ele alır. Varoluşumuza dair, insan olmaya dair temel noktaların ve kaygıların sorgulatıldığı bir dille yazılırken felsefi derinliği de mevcuttur. İnsan nasıl olunur sorusu eser birkaç yerde size hatırlatmaktadır. Zira kitabı okurken bu soruyu unuttuğum oldu. Ana karakterimizin android olduğunu düşündürttüğü de oldu. SPOILER !! Hikaye dünyanın nükleer savaş yıkımına uğradığı bir gelecekte geçiyor. İnsanlar, gezegenin yüzeyinden kaçmış, çoğu hayvan ve bitki türü yok olmuştur. Hayatta kalanlar, elektrikli hayvanlar ve androidler ile birlikte yaşamaya çalışmaktadır. Romanın baş karakteri Rick Deckard, ödül avcısı olarak görev yapan bir insandır. Görevi, Mars'taki insan kolonisinde yardımcı olmak için üretilmiş fakat zarara neden olup Dünya'ya kaçan androidleri avlamaktır. Fakat bu androidleri tespit etmek o kadar kolay olmayacaktır. TEMA Kitap "İnsan olmak nedir?" kavramını birden fazla kez ve derinlemesine inceliyor. Eğer bir android insanları yeterince taklit edebiliyorsa ve duygusal deneyimler yaşayabiliyorsa insan olabilir mi? Burada devreye empatiyi alıyor yazar. Eserin merkezinde empatinin önemini görebiliyor ve androidler ile insanları ayırt etmek için çeşitli empati testleri uygulandığını anlıyorsunuz. Post- apokaliptik bir dünyanın her zaman
Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi?Philip K. Dick · Alfa Yayıncılık · 20212,345 okunma
Reklam
İki Zamanlı Semerkant Keşfi
Puan vermedi·318 syf.··
2024 1. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2024 00:00
İlginç bir kitaptı. Ne açıdan değerlendirilebilir ki? İnsan kararsız kalıyor. Tarihi açıdan baksam gerçekleri mi yansıtıyor? Karakterleri ele alsam geçmiştekiler de mi böyleydi acaba? Olaylarına bakınsak tarihim hep zayıftı, orayı da size bırakayım. Ben doğmadan 10 yıl önce yayınlanmış Lübnan asıllı Fransız yazar, tarihi ve edebiyatı harmanlayarak -bu harmana hangisinden ne kadar miktar koyduğunu okuyunca anlarsınız- çıkardığı, İranlı şair Ömer Hayyam'ın zamanında kıymet görmemiş ama sonradan değerlenmiş büyük eseri Rubaiyat'ın macerasını içeren, 11. yüzyıl ve 20.yüzyıl arasında zaman yolculuğunu davet eden Semerkant eseri bol miktarda aşk, şiir, felsefe içerir. Bu eserden tarihsel gerçeklikleri çıkarmak istemenin doğru olmayacağını, kitap geçen olayların esinlenerek yazıldığını düşünmenin daha doğru olacağını belirtmeliyim. Kitaba edebi bir eser olarak bakıp bu konuda incelemeli, tarihi ise birden fazla kaynaktan inceleyip öğrenmelisiniz. ZAMAN DİLİMLERİ Roman iki zaman diliminde geçer. İlki 11.yüzyıl Selçuklu İmparatorluğu ve İran başta olmak üzere Ortadoğu coğrafyasıdır. Bu zamanda Ömer Hayyam'ın akademik geçmişinden, bölgedeki ününden ve Rubaiyat'ı yazdığı zamanlara odaklanılmış hayatının çevresinde dönen olayları görürüz. Nizamülmülk ve Hasan Sabbah hikayeyi bir düet misali Ömer Hayyam ile desteklerler. Bu dilimde Ömer Hayyam'ın aşk hayatı da masalsı şekilde anlatılır. İkinci zaman dilimi ise Rubaiyat'ın kaderinin ne olduğunu öğrendiğimiz ve İran'ın siyasal karışıklıkları içeren bir dönemde bir Amerikalı Benjamin O. Lesage'in perspektifinden olanları gözlemlediğimiz bir dönemdir. KARAKTERLER Başkahraman Ömer Hayyam sadece bir şair olmamakla beraber İbni Sina'ın birkaç bilim dalında halifesidir. Aynı zamanda bir filozof ve bilim insanıdır. Düşünceleri ve
Roman
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202574,7bin okunma
Vahşetin Yankıları ve Kayıp Masumiyet : Sineklerin Tanrısı
6/10
·261 syf.··
2023 6. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 21 Ekim 2023 00:00
Merhabalar, William Golding'in "Sineklerin Tanrısı", bir grup çocuğun ıssız bir adada hayatta kalmaya çalışırken insan doğasının derinlerinde yatan vahşetin dramatik bir portresini sunuyor. Eser, savaş sonrası dönemin atmosferini yansıtır ve insanların içindeki karanlık güçleri ve toplumsal düzenin çöküşünü sorgular. Savaş sonrası ruh halinin kitaptaki yansımasının bir kısmının da yazarın kendi hayatından geldiğini söyleyebiliriz. Bu incelemede, kitabın yazarı William Golding, karakterler ve semboller hakkında derinlemesine bir analiz sunarak eserin özgün temalarını ele alacağım. William Golding: Yazarın ve Eserin Arka Planı 1911 yılı doğumlu yazar, fen bilimleri ve İngiliz edebiyatı okuyarak eğitim almış. İkinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında öğretmen olarak çalışmış. 1954'te çıkardığı bu alegorik öykü öncesinde 1934'teki şiir kitabı "Poems" ve bu öyküden sonraki romanları okuyucu ilgisini daha çapraşık ve anlaşılması güç olduklarından kazanamamışlardır. Sineklerin Tanrısı'nın selef ve halefleri karşısında uğradığı ilgi 1963 Peter Brook ve 1990 Harry Hook taraflarından filme çekilmesini sağlamıştır. 1983'te İsveç Akademisi tarafından Nobel ödülü alan eser, kurgusu üzere hem benim için hem de kendi geçmişi için hep iki zıtlığın arasında kaldı. Bir söylentiye göre, yirmiye yakın yayınevinin basmak istemediği eser basıldıktan sonra ünlü oldu, 1858 Mercan Adası'nın çağdaş uyarlaması sanıldı, yakın geçmişimizde çekilen bazı dizilerin esinlenildiği düşünüldü. Şahsen ev ve ev dışında yanımda kitap bulundurmaya çalışan biri olarak boş anlarımda kitabımı okumaya devam ederim. Bu anlarda insanlardan aldığım yorumları incelediğimde, görüşlerinin kitabın 'Lost' dizisini yansıtmanın ve çocukların kötü olma fikrinden korkmanın etrafında toplandığını gördüm. Gerçekten
İnceleme
Sineklerin TanrısıWilliam Golding · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202597,3bin okunma
Madonna - Son Sayfalar
8/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2023 5. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Ekim 2023 00:00
Merhabalar, İnsan eline almadan bilemiyor bir kitabın içini. Bunu hem insan hem kitap için diyebiliriz. Bu kitap için de diyebilirim. Kalın kitaplardan sıkılmış ve araya yeni bir tat katmak istemiştim. Çok okunduğunu bildiğimden yalnız biraz merak ve önyargı ile başlamıştım. Ve bitirdim! Bir insanın yaşar hissettiği son sayfalarını anlattığı bir defterin, o insanın son sayfalarında ortaya çıkmasının beni üzdüğü bu kitabın son sayfalarında hissettiklerim inanılmazdı. Az çok sırada ne geleceğinin tahminleri kafamda döndü, tahminlerimin bir kısmı doğru çıktı. Lakin Raif'in de dediği gibi haklı çıkmak veya kazanmak istemiyordum. Sadece içimi tahlil ediyordum. Kürk Mantolu Madonna'mız Maria Puder ve önce Havran'lı Raif, sonrası gerçek sandığı bir süreliğine Herr Raif olan Raif Efendi arasında geçen aşkı barındıran bu kitabın incelemesinde geri kalan satırlarda Madonna ve Raif adlarını kullanacağım. Soyadlarına olan ilgimden dolayı Puder'in manasını araştırdım. Kökeni Almanca olan Botthar - Buder (emretmek ve mesajcı kelimelerinin birleşimi) kelimelerinden türemiş Puder, yahudilerde eczacı veya değirmenciler için bir takma ad imiş. Bunun karakterimizle ilgisi varsa çözemedim hala. Kitapla ilgili araştırma yaptığımda Sabahattin Ali'nin bunu kırık bir kolla askerdeyken yazdığını, ilk seferde bir gazetede 48 bölüm olarak yayınlandığını adının ise 3 kere değiştiğini öğrendim. "Büyük Hikâye", "Lüzumsuz Adam" ve "Yirmi Sekiz" adlarını aldığı dile getirilmiş. İlk eleştirisini ise Nâzım Hikmet'ten alan kitabımızı Nâzım gibi iki parçada değerlendirmek isterim. Çünkü Raif'in anı defterine kadar o olmak istemediğimiz insanlar gibi baktık Raif'e ve çevresindekilere. Önyargılı ve acıma eşliğindeki bir sevgi ile. Birinci kısımda işlenen burjuva ailesinin içyüzü tahlili harikaydı.
Edebiyat
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Panama Yayıncılık · 2019376bin okunma
Genel değerlendirme
6/10
·300 syf.··
Beğendi
·
2023 4. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 08 Eylül 2023 00:00
Merhabalar, Kemal Tahir'in kalemi ile tanışma kitabım olan Kurt Kanunu, Mustafa Kemal Paşa'ya 1926 yılında İzmir'de yapılması planlanan suikast girişimi etrafında şekillenirken İttihat ve Terakki üyelerinin iç çatışmasını ve hesaplaşmalarını da içeriyor. Bu girişim etrafında; Takrir-i Sükûn Kanunu, çok partili hayat, saltanat ve halifelik, İstiklal Mahkemeleri gibi dönemin kavramları ve olayları hakkında insanların bakış açısından bilgi sahibi oluyorsunuz. Kitabın anlatısının kurgu olmayıp yaşanmış ve kaleme alınırken üzerinde fazlaca değişiklik yapılmamış olduğunu söyleyebiliriz. Bu yönüyle kitaba belgesel roman / tarihsel roman tabirini uygun bulmuşlar. Kurt Kanunu, türünün kurallarını ihlal edişiyle de klasik tarihsel romanlardan farklılaşarak ortaya kendine özgü semptomlar koymuştur. Kitap adı kadar ünlü şu epigrafla başlar: "Kurtlukta düşeni yemek kanundur." Roman epigrafla uyumlu olarak İzmir Suikastı hazırlıklarını, komplonun başarısızlığı dolayısıyla hem suikastçıların hem de olayla ilişiği kesinleşmemiş bazı İttihatçıların tutuklanması ve İstiklal Mahkemeleri'nde yargılanmalarını, özellikle Abdülkerim (Abdülkadir Bey, Ankara Valisi) ve Kara Kemal (Ahmet Kemal, İaşe Nazırı) karakterinin kaçış öykülerini ele alır. Kitaba da adını veren epigrafın kaynağıyla ilgili şu bilgiyi paylaşmak isterim. Olayın Türklükle ilgisi töreden kaynaklanır. Kurtlar doğası gereği bir lider ve etrafındaki sürüsünden oluşur. Av bulunamadığı ve sürünün aç kaldığı durumda sürünün zarar görmemesi için her kurt kendi etrafında döner, adeta dans ederler. Bir ölüm dansı, kurt dansı. Bildiğimiz Kurt Kanunu. Dansın sonunda yorulan ve yere düşen kaybeder ve sürüsüne yem olur. Üç bölümden oluşan kitapta her bölüm başka bir karakterin ağzından anlatılır: 1.Bölüm: Kanlı Tuzak (Abdülkerim
Roman
Kurt KanunuKemal Tahir · Ketebe Yayınları · 20266,5bin okunma
Reklam