Derd Giran✹

Bazen sadece bizi anlayan, yaralarımıza 'boş ver' diyerek geçiştirmeyen bir kalbe ihtiyaç duyuyoruz. Menfaatlerin gölgesinde herkes birer birer eksilirken, insan aslında en çok kendi gibi içten, kendi gibi karşılıksız seven birini arıyor. Ama ne yazık ki vefa, sadece işi düşenlerin uğradığı bir durak olmuş.
Duygu ve Düşünce
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·624 syf.·
2025 3. kitabı
Lise 3. sınıftayken okuduğum, kalbimde yeri bambaşka olan bir seriydi bu. Ateş’i de Su’yu da çok sevdim; gerçi yeri geldi Ateş’e çok kızdım, çünkü beni hiç beklemediğim ters köşelerle baş başa bıraktı. Sayfalar ilerledikçe her şeyin bir planın parçası olduğunu anlasam da sormadan edemedim: Peki, Su'yu bu kadar üzmeye gerçekten değer miydi? Elbette hayır... İlk iki kitabı Ateş ve Su Ateş ve Su II o kadar büyük bir keyif ve o yaşların verdiği sabırsız bir heyecanla okumuştum ki, üçüncü kitabın Ateş ve Su III çıkmasını adeta gün sayarak bekledim. Gel zaman git zaman, ben mezun oldum ve uzun bir aradan sonra serinin üçüncü kitabının çıktığını duyar duymaz hemen aldım. Fakat ne yazık ki ilk iki kitaptaki o büyülü atmosferi, o amansız heyecanı yeniden yakalayamadım. Sanki yazar, "Yazdım, bitti işte" der gibi aceleyle noktayı koymuştu. Nitekim daha sonra İmran Tohumcu ile Wattpad üzerinden iletişime geçtiğimde, kendisi de üçüncü kitabın içine pek sinmediğini, beklediği gibi olmadığını bizzat paylaştı. Sözün özü: İlk iki kitap kesinlikle okunmaya, o heyecanı tatmaya değer. Ancak üçüncü kitaptan beklentinizi çok yüksek tutmamanızı öneririm. Okuyacak olan herkese şimdiden keyifli okumalar.
Ateş ve Suİmran Tohumcu · Epsilon Yayınevi · 20181,076 okunma
Duvarların Ardındaki Çıplak Gerçek.
10/10
·192 syf.·
Beğendi
·
2025 58. kitabı
Kitabı ilk elime aldığımda, "Bu kitabın adı ne alaka?" diye sormuştum kendi kendime. Ancak sayfaları çevirip o duvarların arkasına adım attıkça, içim ezile ezile anladım ki; evet, bu anlatıya verilebilecek en doğru, en çarpıcı başlık kesinlikle "Kutsal WC" olmalıydı. Bu kitap benim için sadece bir edebi eser değil; içinde koca bir geçmişi, unutturulmak istenen gerçekleri ve insanlığın en ağır sınavlarını barındıran sarsıcı bir hafıza odası. Eser, geçmişte Diyarbakır zindanlarında yaşanan siyasi tutsakların gördüğü işkenceleri en çıplak, en gerçekçi haliyle gözler önüne seriyor. Kitabı okurken insanlığın, vicdanın ve aklın sınırlarının nasıl zorlandığına şahit oluyorsunuz. Türk olmayan insanlara şiddetle, işkenceyle "Sen Türksün, bunu kabul edeceksin" diye diretmek hangi akla, hangi vicdana sığar? Kitap, o dönemki iğrenç ve hastalıklı zihniyetin anatomisini çıkarıyor. Ne acıdır ki, bu ayrımcı zihniyetin kırıntıları dünyanın farklı yerlerinde hala varlığını koruyor. Sırf Kürtçe dışında dil bilmeyen, evladının veya eşinin görüşüne giden anaların, iki kelime Türkçe konuşamadı diye görevliler tarafından darp edilmesi, yerde sürüklenerek dışarı atılması... Bu sahne zihnime kazındı. Hangi vicdan, hangi adalet bu zulmü temizleyebilir? O lanet zindanlarda sessiz sedasız onca şehit verildi. Zulmü yapanlar sandılar ki her şey kapalı kapılar ardında kalacak, yanlarına kâr kalacak ve kimse bilmeyecek. Tahliyesi gelen tutsakları saniyesi saniyesine engellemeye çalışan, "Acaba dışarı çıkınca içerideki vahşeti anlatırlar mı?" diye ödleri kopan bir yönetim mekanizması... O dönemin cezaevi yönetiminin ve o baskıcı zihniyetin barbarlıkları bugün artık herkesin bildiği, saklanamaz bir gerçek. Ancak kitabın bize gösterdiği en önemli şey şu: Her zaman olduğu gibi, direnenlerin zaferi bu
Kutsal WCKamber Akbalık · El Yayınları · 201325 okunma
Acım sessiz bir güneş batmasıdır
Sayfa 13 - Pdf
Şiir