Oysa herkes, başı ve sonu olan bir roman sanıyordu hayatını. Bütün boşlukları dolduracağını, soruları cevaplayacağını, düğümleri çözüp rahatlayacağını umarak yaşıyordu. Halbuki bir son vardı ama ne yeri ne de zamanı bilinebileceğinden, muhtemelen beklenmedik zamanda kapıyı çalıp, hepimizi bağırsakları dışarı sarkmış yaralı hayvanlar gibi ortada bırakacaktı. Er ya da geç. Sonumuzu en başından bilsek bile gafil avlanacak, cevaplanmamış sorularımız ve alınmamış heveslerimizle, gerçekleşememiş dilekler gibi kalakalacaktık.