Berceste

Reklam
Puan vermedi·68 syf.·
2026 99. kitabı
“__Ve senin bakışlarının altında gerçekleşen, benliğinin hiçbir parçasıyla beni tanımadığını, hayatından benim hayatıma, isterse bir örümcek ağı kadar incecik olsun, hiçbir hatıranın uzanmadığını gösteren o uyanış, gerçekliğin uçurumuna ilk yuvarlanıştı, kaderime ilişkin ilk sezgiydi.__”(s.27) Stefan Zweig insan ruhunun en gizli en saklı kalmış duygularını kelimelere dökebilen nadir yazarlardan biri olarak bu eserinde de yine dış dünyayı geri plana itiyor, insanın iç dünyasını merkezine alıyor. Anlatımı sade ilerliyor ama bu sadeliğin altında yoğun bir duygu birikimi taşıyor. Okurken olaydan çok duygunun peşine düşürüyor, karakterin iç sesiyle baş başa bırakıyor. Bir kadının varlığını bile bilmeyen bir adama yazdığı mektup üzerinden ilerleyen anlatısında tek taraflı bir aşkın yıllara yayılan sessiz hikayesini taşıyor. Mektup ilerledikçe bu bilinmezlikle içindeki görünmez acıya dönüşüyor. Hikâye bir yazarın doğum gününde eline geçen imzasız bir mektupla başlıyor. Bu mektup boyunca bir kadının çocukluk yıllarından başlayarak tek bir adama duyduğu aşkı, bu aşkın nasıl büyüdüğünü ve hayatına nasıl yön verdiğini konu ediniyor. Kadın, sevdiği adamın hayatında aslında hiç var olmamışken, kendi dünyasında onu her şey haline getiriyor. Yıllar boyunca süren bu tek taraflı bağ, zamanla bir çocuğa, bir hayata ve derin bir yalnızlığa dönüşüyor. Sevmenin karşılık bulmakla değil insanın iç dünyasında nasıl yaşandığıyla ilgili olduğunu gösteriyor. Zweig aşkın insanı nasıl tüketebileceğini, bir hayatı nasıl tek bir kişiye bağlayabileceğini anlatıyor. Aynı zamanda görünmez olmak, fark edilmemek ve unutulmak gibi duyguların insan ruhunda nasıl derin yaralar açtığını da çok güçlü bir şekilde hissettiriyor. Bir insanın hayatında hiç var olmamış gibi yaşamak, belki de en büyük
Bercesteden
Bilinmeyen Bir Kadının MektubuStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022266,7bin okunma
Ay Işığı
Puan vermedi·205 syf.·
2026 98. kitabı
Maupassant Ay ışığı kitabındaki öykülerinde az sözle çok şey anlatmaya çalışıyor . Uzun uzun betimlemelere girmeden, doğrudan olayın içinde ve birkaç sayfa sonrasında insanın iç dünyasını ortaya koyuyor. Öykülerindeki kurguyla birlikte gözlem gücü çok kuvvetli, sıradan anları bile derin bir anlamlar katıyor. Öykücülüğünde gerçekçilik ön planda, karakterleri pek süslemiyor, olduğu gibi veriyor ve çarpıcı, beklenmedik sonlarla baş başa bırakıyor. Ay Işığı kitabındaki öykülerde de bu anlatım gücü, olaylardan çok insanların iç dünyası, küçük hesaplar ve zaaflar ön planda . Kimi zaman bir savaşın ortasında, kimi zaman sıradan bir kasabada geçen bu öykülerde, karakterler kendi çıkarlarıyla yüzleşirken aslında insan doğasının zor değişebilecek taraflarını gösteriyor. Anlatım sade, küçük bir olay bile büyüyerek insanın hayatını değiştirecek noktaya getiriyor, arka planda da ince bir ironi hissettiriyor. Bu öyküleriyle Maupassant, hayatın aslında göründüğü kadar basit olmadığını, insanların en sıradan anlarda bile kendi içleriyle bir mücadele verdiğini hissettiriyor. Okurken yormuyor, olayların içine çeken bir anlatımı var, rahat ve akıcı ilerliyor. Herkese keyifli okumalar.
Bercesteden
Ay IşığıGuy de Maupassant · Can Yayınları · 2013855 okunma
Bel Ami
Puan vermedi·388 syf.·
2026 97. kitabı
Körler krallığında, tek gözlü adam kral olur. Tüm bu insanlar eğer fark ediyorsanız sıradan tipler, çünkü akılları iki duvar arasına sıkışmış - para ve siyaset...(s.135) Guy de Maupassant insanı olduğu gibi sözleri süslemeden güzel dost (Bel-ami) romanıyla doğrudan anlatıyor. Klasik eserlerin geneline bakarak oldukça sade ve akıcı bir dille anlatıyor. Okurken zorlamıyor olaylar kendi kendine akıp gidiyor, anlatımıyla kitabı daha sürükleyici hale getiriyor. Güzel Dost ismiyle ilk bakışta olumlu bir izlenim sunuyor. Ama okudukça bunun tam tersini gösteriyor.Georges Duroy dış görünüşüyle dikkat çeken, sevilen biri oluyor ama gerçek anlamda dost olmaktan uzaklaşıyor. Georges Duroy, parasız ve zor şartlarda yaşayan bir adam, önüne çıkan fırsatlar sayesinde hayatı değişmeye başlıyor. Yavaş yavaş çevresini genişletip yeni insanlarla tanışarak sınıfsal olarak bulunduğu yerden yukarı çıkmaya başlıyor. Bu süreçte dünyanın nasıl işlediğini öğrenip buna uygun hareket etmeyle birlikte olaylar gelişiyor. Yazar çürümüş bir toplumun insanı nasıl değiştirdiğini anlatıyor. İnsan bulunduğu ortamdan etkileniyor. Duroy da zamanla değişiyor. Başta sıradan biriyken, hırsı yüzünden daha çıkarcı ve hesapçı biri haline geliyor. Anlıyor ki bu dünyada dürüstlükten çok ilişkiler ve çıkarlar daha çok işe yarıyor. “Körler krallığında, tek gözlü adam kral olur” sözüyle Duroy karakteri aslında diğerlerinden çok üstün biri değil, çürümüş düzenin kurallarını daha hızlı kavrayan biri oluyor. Etrafındaki insanların akıllarının para ve siyaset arasında sıkıştığı bir dünyada, bu küçük fark bile onu bulunduğu toplumda zirveye taşıyor. Güzel Dost sadece bir yükselme hikayesinden fazlası aynı zamanda insanın nasıl değişebileceğini gösteren bir eser. Okurken hem karakteri sorgulatıyor
Bercesteden
Güzel DostGuy de Maupassant · İş Bankası Kültür Yayınları · 2022916 okunma