”Kötü kalplilikten sonra dünyadaki en kötü şeydir bilgisizlik, haberin yok mu? En çok hangisinin zararlı olduğunu ancak Tanrı bilir. İnsanlar, 'Ah! Bilmiyordum, kötü bir niyetim yoktu' deyince her şeyin yoluna giriverdiğini sanıyorlar.(s80)
“Kötü kalplilikten sonra dünyadaki en kötü şeydir bilgisizlik… diyen Anna Sewell, 19. yüzyılda yaşayan İngiliz bir yazar olarak bu düşüncenin etrafında bir anlatı kuruyor ve 1877 yılında yayımladığı Siyah İnci ile insanların çoğu zaman bilmeden yaptıkları kötülükleri gözler önüne seriyor. Hayvanlara karşı duyarlılığı sade ve yalın bir üslupla yazıyor. Atların yaşadığı acıları ve bunları bir atın ağzından anlatarak “bilmiyordum” bahanesinin aslında bir kurtuluş olmadığını hissettiriyor. Yazarken üslubu öğretici bir tavır benimsiyor ama bunu sert bir dille değil, içten ve akıcı bir anlatımla veriyor, kötülüğün bazen niyetten değil bilgisizlikten doğduğunu fark ettiriyor.
Roman Siyah İnci ismindeki bir atın doğumundan itibaren yaşadığı hayatı kendi ağzından anlatmasıyla ilerliyor. Hayat yolculuğu boyunca hem iyi niyetli hem de anlayışsız insanları tanıyor ve yaşadıkları üzerinden hayatın nasıl değişebildiğini gösteriyor. Öykü bir atın gözünden ilerlese de aslında insan davranışlarını ve seçimlerini sorgulayan bir anlatıya dönüşüyor.
Yazar hikâyesini anlatırken mekanları uzun uzun betimlemek yerine odağını doğrudan hayvanlara yaşatılanlara veriyor. Ahırın nasıl olduğu ya da yolun nereden geçtiğinden çok hayvanların hissettiği yorgunluğu, korkuyu ya da rahatlığı anlatıyor, üslubuyla daha sade ama daha etkili hale getiriyor.
“Güzel olan, güzel eyleyendir”(s.222)
Siyah İnci’nin yaşadıklarıyla yazar gösteriyor ki bir insanın kalbi neyse, eli de öyle davranıyor, merhametli olan iyileştiriyor, bilgisiz ve umursamaz olansa fark