Berceste

Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·164 syf.·
2026 75. kitabı
“Varlığımızın tek kılında bile Tanrısal bir şeyler vardı.” (s.18) William Shakespeare oyununda aşkın saf bir duygu olan yönünden ziyade, insanı yavaş yavaş tüketen bir güç olarak konu ediniyor. Antonius ve Kleopatra okurken bir aşk hikayesi okuyorum sanarken aslında iki dünyanın çarpışmasına tanıklık ettiriyor. Roma’nın aklı ile Mısır’ın tutkusu arasında sıkışmış bir hayat sahnelerle akıp gidiyor. Oyun başından itibaren iki ayrı dünyanın gerilimini hissettiriyor. Bir tarafta disiplinli, hesaplı Roma varken diğer taraftan tutkulu ve taşkın Mısır var. Antonius bu iki dünyanın arasında gidip geliyor birine ait olmaya çalışırken diğerinden kopamıyor. Kleopatra’ysa bir karakterden fazlası neredeyse başlı başına bir dünya gibi duruyor. İlişkileri ilerledikçe klasik bir aşk anlatısından uzaklaştırıyor. Bu da sevgilerini sade ve temiz değil daha yıpratıcı bir hâle bürünüyor. Kıskançlık, gurur ve öfke sürekli araya giriyor. birbirlerini incitseler bile kopamıyorlar Bu bağ sevgiyle mi yoksa alışkanlıkla mı sürüyor, bunu sorgulamaya başlatıyor. Oyun akarken şu duyguyu da hissettiriyor, İnsan bazen neyin doğru olduğunu bilir ama yine de ondan uzaklaşamaz. Antonius aklın tarafında kalması gerektiğini biliyor ama tutkudan da vazgeçemiyor. Savaşlar, ihanetler, kayıplar derken bu aşk giderek bir çöküş hikâyesine dönüşüyor. Shakespeare oyununda aşkı yüceltmeden onun insanı nasıl zayıflatabileceğini gösteriyor. yaşanmışlıkların, hataların ve zaafların iç içe geçtiği bir bağ olarak ilerliyor ve gerçekçi ve daha sert bir yere taşıyor. Okurken sahneler gözünüzde canlanıyor, özellikle savaş ve ayrılık anlarında tempoyu arttıyor. En çok da iki karakteri birbirine yaklaştırırken aynı anda uzaklaştırdığını hissettiriyor. Bu yönleriyle oyun tutkunun insanı nasıl parçaladığını anlatan
Bercesteden
Antonius ve KleopatraWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20203,883 okunma
Puan vermedi·115 syf.·
2026 74. kitabı
“Senette ne yazılıysa onu alacak!” (s.93) William Shakespeare tiyatro oyununda insanı adalet ile merhamet arasında bırakıyor. Venedik Taciri yüzeyde bir borç hikayesiyle ilerliyor ama aslında insanın içindeki sertlik ile yumuşaklık arasındaki o ince çizgiyi anlatıyor. Okurken bir tarafın haklılığına kapılıyorsunuz ama ilerledikçe her şey yer değiştiriyor, kesin olan hiçbir şey kalmıyor. Oyun başta oldukça sade bir yerden açılıyor. Antonio ile Bassanio’nun dostluğu, Portia’ya ulaşma çabasıyla birlikte ilerliyor. Bu dostluk üzerine kurulan borç ilişkisi ise Shylock’un sahneye girmesiyle bambaşka bir yere dönüşüyor. Küçük bir anlaşma gibi başlayan olaylar giderek insanın vicdanını tartan bir davaya evriliyor. Oyun boyunca İnsan bazen haklıyken bile haksız bir yere düşebiliyoru hissettiriyor . Shylock adalet istiyor ama bu adalet merhametten kopunca sertleşiyor, insanlıktan uzaklaşıyor. Adaletin ne kadar ince bir hesap olduğunu vurguluyor. Venedik taciriyle görünene aldananla derine bakan arasındaki farkı gösteriyor.Oyunda insan neye layıksa onu buluyor seçimleriyle birlikte şekilleniyor. İyilik ile çıkar, dostluk ile hesap, adalet ile merhamet sürekli yer değiştiriyor. Hiç kimse tamamen iyi ya da tamamen kötü kalmıyor. Bu yönüyle beraber eser tek bir tarafı tutarak okunacak bir metin olmaktan çıkarıyor. Okurken sahneler akıp gidiyor, özellikle mahkeme kısmında gerilimi iyice yükseltiyor.İnsanın içindeki teraziyi tartan bir metin oluyor.Adaletin yetmediği yerde merhametin ne kadar gerekli olduğunu görmek isteyen herkese değerli fikirler veren bir eser olacaktır. Herkese keyifli okumalar.
Bercesteden
Venedik TaciriWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202214,7bin okunma
Kral Lear
Puan vermedi·224 syf.·
2026 73. kitabı
“İşte kölenizim artık, zavallı, düşkün, dermansız Ve hor görülen bir ihtiyarım.” (S.78) William Shakespeare eserinde insanın gücünü kaybettikten sonra geriye ne kaldığını anlatıyor. Kral Lear bir krallığın bölünmesiyle birlikte bir insanın içten içe çözülmesini de sahneye taşıyor. Başta kendinden emin, otoritesine güvenen bir kral gösteriyor ama olaylar ilerledikçe bu gücün aslında ne kadar kırılgan olduğunu hissettiriyor. Oyun beş perde boyunca ilerlerken, Lear’in kızları arasında yaptığı o ilk paylaşım kararı her şeyin başlangıcı oluyor. Sevgiyle ölçmek istediği şeyin aslında sözle değil, içtenlikle anlaşılacağını göremiyor ve en dürüst olanı kendinden uzaklaştırıyor. Sonrasında yaşananlar bir çöküş hikayesine dönüşüyor. Saraydan doğaya, güçten çaresizliğe doğru ilerleyen bir yolculuk izliyoruz. Fırtına sahneleriyle birlikte yalnızca dış dünya değil, Lear’in iç dünyası da parçalanıyor. Aslında oyun boyunca anlatılan şey çok net bir yere dokunuyor, İnsan, sahip olduklarıyla değil, kaybettikleriyle yüzleştiğinde kendini tanıyor. Lear güçlüyken kör, düştüğünde ise görmeye başlıyor. Aynı şekilde Gloucester’ın yaşadıkları da bu çizgiyi tamamlıyor. Acı insanı tanımlıyor. Shakespeare oyununda insan doğasını katman katman açıyor. İyilikle kötülük, sadakatle ihanet, akılla delilik iç içe geçiyor. Karakterlerin hiçbiri tek yönlü değil, herkesin içinde bir kırılma, bir zaaf taşıdığını gösteriyor. Bu da sadece bir hikaye olmaktan çıkarıp her dönemde geçerli bir insanlık anlatısına dönüştürüyor ve zamanı aşarak tiyatrolarda oynamaya devam ediyor Shakespeare rejisör gibi okurken sahneleri gözünüzde canlandırıyor, diyaloglar bir tiyatrodan çok zihninizde kurulan bir dünyaya dönüştürüyor . Kral Lear hikayesiyle hissedilen bir çöküş hikâyesi oluyor. Tiyatro okumayı seven herkesin
Bercesteden
Kral LearWilliam Shakespeare · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202510,4bin okunma