“Yargını kendine saklamak, çok büyük bir umut meselesidir.”(s.2)
F. Scott Fitzgerald, 1920’lerin Amerika’sını anlatırken bir hayalin çöküşünü de yazıyor. Çağının ışıltısını, zenginliğin cazibesi ve yükselme hırsı ilk bakışta büyüleyici görünüyor, ama kitap ilerledikçe bu parıltının altında büyük bir boşluk olduğunu hissettiriyor. Dönemin Amerika’sının bir yansıması olarak aslında Amerikan rüyasının gerçek yüzünü gösteriyor.
“Geçmişi geri getiremezsin..”
Nick Carraway’in gözünden anlattığı öykü gizemli komşusu olan Gatsby etrafında şekilleniyor. Gatsby yaşıyor, büyüyor, zenginleşiyor ama aslında hep aynı ana, geçmişte bıraktığı bir aşka dönmeye çalışıyor. Sevdiği Daisy onun için bir insan olmaktan çok daha fazlası bir hayale dönüşüyor. Umut etmesi romanın en güçlü yanı ,Gatsby, geçmişi yeniden kurabileceğine inanıyor. Ama zaman ilerledikçe bunun mümkün olmadığı yavaş yavaş ortaya çıkıyor.
Zengin ve gizemli Gatsby’nin dünyasına giren Nick bu ihtişamlı hayatların ardındaki gerçekleri görmeye başlıyor.geçmişe tutunan bir hayalin zamanla nasıl sınandığını anlatıyor.
“İnsanlar dikkatsizdi… sonra yaptıkları şeylerin enkazını başkalarına bırakıp çekip gidiyorlardı.”
Gatsby’nin hikayesindeki birçok duygu çok tanıdık, sahnelerin birçoğu Yeşilçam ve sinema efekti veriyor, Ayrıca kitabın atmosferini görsel olarak hissetmek isteyenler için , The Great Gatsby filmi de oldukça etkileyici bir uyarlama. Özellikle görselliği ve müzikleriyle romanın o ihtişamlı ama içten içe boş dünyasını güçlü bir şekilde yansıtıyor.
Herkese keyifli okumalar.