“O özgür doğmuştur ve özgür ölecektir.”Prosper Mérimée insanın tutkuyla nasıl değiştiğini Carmen anlatıyor. Yazar kitabıyla bir aşk hikayesiyle beraber insanın içindeki karanlık tarafı ortaya çıkarıyor. Carmen’de bu hikayeyle okurunu bu dünyanın içine çekiyor.
Kitapta olaylar Don Jose isimli karakterinin üstünden ilerliyor, disiplinli bir asker olarak yaşayan Don Jose, Carmen’le tanışınca hayatı değişmeye başlıyor. Carmen’in özgür ruhu ve kuralsız yaşantısı onu kendine çekiyor. Bu tanışma, sade bir karşılaşmadan sonra Don Jose’nin yaşantısı için bir dönüm noktasına dönüşüyor.
Tutkuyla birlikte Don Jose zaman içinde değişiyor ve eski hayatından kopuyor. Carmen ise hiçbir şeye bağlanmıyor, özgürlüğünden vazgeçmiyor. Bu durum ikisi arasında sürekli bir çatışma yaratıyor.Aşk bazen insanı büyütmüyor, aksine yavaş yavaş tüketiyor. Tutku kontrol edilmediğinde insanı kendi değerlerinden uzaklaştırıyor. Carmen özgürlüğü temsil ederken, Don Jose bağlılığı ve sahiplenmeyi temsil ediyor.
İki zıt karakter aynı yolda yürüyemiyor ve kaçınılmaz bir sona giderken şunu hissettiriyor, her tutku kurtuluşu değil bazıları insanı felakete sürüklüyor. Carmen bir aşk hikayesinden çok insanın zaaflarını anlatan aydınlatıcı bir hikaye olarak, kısalığı ve akıcılığıyla birlikte keyifli bir eşlikçi olacaktır.
Aleksandr Puşkin 1820-1833 yılları arasında 13 poema yazıyor, bu türde başka taslaklar ve başlangıç dizeleri de bırakıyor. Ruslan ve Ludmila ‘ın ve yarım kalan Ejerski hariç bu baskısında 11 Poemadan oluşuyor. Poemalar Puşkin’in farklı dönemlerde kaleme aldığı şiirsel anlatılarının bir araya getirildiği bir derleme niteliğini taşıyor.
Poemalar uzun şiirsel anlatılar epik şiirler ya da anlatı şiirleri anlamına geliyor. Kitabın girişinde de Puşkin’in poemalarının, şiirlerinin yanında çok önemli bir yer tuttuğu özellikle vurguluyor. Kitap sadece ayrı ayrı metinleri değil, aynı zamanda Puşkin’in sürgün yıllarını, romantik zamanlarını , tarihsel ve toplumsal meselelerle kurduğu bağı da bir araya getiriyor .
Puşkin’in farklı yıllarda yazdığı şiirsel anlatıları çok yönlü bir edebi dünyanın içine çağırıyor. Metinlerinde kimi zaman aşk, özgürlük, yalnızlık, gurur ve kıskançlık öne çıkıyor, kimi zaman da savaş, sürgün, toplum, iktidar ve insanın kendi içindeki çatışmaları belirginleşiyor.
Kafkasya’dan taşraya, saray çevresinden halk yaşamına uzanan geniş bir coğrafyada Puşkin’in hem güçlü bir şair hem de insan ruhunu iyi gözlemleyen bir anlatıcı olduğunu gösteriyor. Her poemayla birlikte başka bir kapı açıyor ama hepsi birleşince, şairin hayata, tarihe ve insana bakışını bütünlüklü biçimde hissettiren bir edebiyat yolculuğu oluyor.
Puşkin’in şiir gücünü görmekle birlikte, zamanla değişen ruhunu bakışını ve anlatı dünyasını birlikte izlemek için de çok kıymetli bir kitap. Her metin başka bir duyguya, başka bir çatışmaya ve başka bir atmosfere açılırken, okur bir yandan şairin dilindeki lirizmi, bir yandan da anlattığı dünyanın sertliğini hissediyor. Şiirle hikaye arasındaki o özel çizgiyi seven ve klasik edebiyat içinde arayanlar için edebi bir yolculuk olacaktır.
Herkese keyifli okumalar.