Jack London’ın Beyaz Diş romanında, bir kurt kırmasının vahşi doğadan kopup, insanların dünyasında 'ehlileşme' ve duygusal yeniden inşa sürecini izliyoruz. Romanı sadece bir hayvan hikayesi olmaktan çıkarıp evrensel bir klasik yapan unsur, London'ın doğal seleksiyon, çevresel determinizm ve insani duyguların gücü üzerine yaptığı derin analizlerdir.
Kitapta beni en çok etkileyen ve sarsan yapı, Beyaz Diş’in karakterinin deneyimlediği travmatik kırılmalar oldu. Bu çok güçlü 3 kırılma noktasını izlerken London, karakterin ortama ve koşullara bağlı olarak nasıl değişebildiğini, bir canlının özünün ne kadar güçlü olduğunu kabul etse de, çevresel koşulların ve maruz kalınan muamelenin o özü nasıl tamamen şekillendirebileceğini, hatta bozabileceğini ustalıkla göstermiş.
Kitabı yaklaşık 3-4 yıl önce almıştım uzun zamandır kitaplığımda bekliyordu. Demek ki okunma vakti bu yılmış. Kitaplarla tesadüfen karşılaşmıyoruz gibi geliyor bana. tam olarak ihtiyacım olan dönemlerde doğru kitaplarla eşleşmek elimin ona gitmesi benim için bir tesadüf değil.
Bu kitap bana, ne olursa olsun vazgeçmemeyi, uyum sağlamayı, mutlaka yeni yollar bulunabileceğini ve işlerin 5 dakikada değişebileceğini öğretti. En önemlisi de, koşulsuz sevginin her yarayı onarabileceğini. Sevginin muhteşem bir şey olduğunu hatırlatan unutulmaz bir hayatta kalma mücadelesi oldu.