Şaşkınlıkla da olsa bir Zweig kitabının sonu. Böylesine bir yazarın böylesine aşağılık bi konuyu ele alması beni oldukça öfkelenirse de sonunda ki mesaj bu öfkeyi yıkıp geçti. 'SAF SEVGİ' .. Kitabı okurken bi kaç defa okumayı bıraksamda sonunu merak ettiğim için bitirdim iyikide bitirmişim. Kitap evli ve çocuklu bir kadının bence aşağılık olan yasak ilişkisini ve hiçbir şeyden haberi olmayan küçük bir çocuğun bu ilişkiye dair gözlemlerini anlatıyor. Keşke her insan Edwar gibi saf ve temiz düşünebilse.. Kitabı herkes okumalı bence özellikle de hayatında biri varken başka kimseye yönelme eğiliminde olanlar yazar açıkça anlatmış bence. Kitapta yasak ilişki hakkında bi sürü mesaj var tabi anlayabilene.
Keyifli okumalar diliyorum.
Yakıcı SırStefan Zweig · Mavi Çatı Yayınları · 201751,3bin okunma
Değirmenci ailesinin mutfağı evde devam eden bir yaşam olduğuna dair tek kanıttı. Fevzi bey, her sabah olduğu gibi, elindeki gazeteye dalmış, okuduğu sayfayı resmi ilanlarına kadar hatmettikten sonra onun yaşındaki insanlara has çevik bir el hareketiyle arka sayfaya geçmiş ve kahvaltı sonrası yaktığı ilk sigarasını yine küllükte unutmuştu. Şükran hanım ise her zaman oturduğu koltuğunda burnunun ucuna düşen yakın gözlüğünün üzerinden kullanmaya bir türlü alışamadığı yeni akıllı telefonunu dikkatle kurcalıyor, sanki biriyle gizli bir sırrı paylaşıyormuş gibi kendi kendine mırıldanıyordu. Bu sabah rutininin olağan sessizliğini ilk bozan Fevzi bey oldu;
- Şükran bir dilim ekmek daha uzatsana, şu Ayvacık'tan aldığımız portakal reçelini bitireyim bari. Bozulacak yoksa o reçel. Benden başka kimse yemiyor.
- Fevzicim şu ekmeği bırak artık. Karatay'ı hiç mi dinlemiyorsun? Zehir diyor kadın, ha beyaz ekmek yemişsin ha zehir yemişsin aynı şey diyor... Reçeli de bitireceğim diye uğraşma. Kimbilir nasıl şekerle yapıyorlar o reçeli... Karatay şeker kesinlikle yasak diyor. Artık dikkat et kendine biraz...
- Yahu bir dilim ekmek istedik başladın yine sabah sabah Karatay da Karatay... İçim şişti, şu kadının adını söyleme artık, yeter!
- Vallahi sen bilirsin Fevzi, bak kadın o yaşa gelmiş seni beni cebinden çıkarır. Keyfine konuşmuyor ya canım! Bol bol zeytin tüketeceksiniz diyor. Bak sen hiç zeytin yemiyorsun, reçel yiyeceğine şu zeytinlerden ye birkaç tane...
- Tamam Şükran, Allah aşkına sus sabah sabah... Şurada yarına çıkacağım belli değil, senin ettiğin lafa bak. Yetmiş bir sene o ekmeği yedim ben. Bu saatten sonra mı öldürecekmiş Allah'ın nimeti? Varsın öldürsün o zaman ne diyeyim ben şimdi sana...
- Sus Allah gecinden versin Fevzi... Al bu dilimi de ye ama daha yeme artık.
KAZA
Tablo: hizliresim.com/b6L0W8
“-Gökhan! Gökhan! Ne olursun aç gözlerini. Lütfen! Bak ben buradayım. Kendine gel ne olursun!”
Bu ağlayarak bana seslenen kişi halam. Ancak ben ona cevap veremiyorum. Gözlerimi bile açamıyorum. Gözlerimi açmaya çalıştıkça, daha çok kapanıyor sanki. Ayaklarımı da hissetmiyorum. Neler oluyor böyle? Neredeyim ve ne oldu bana?
Korkuyorum. Karanlıktan hep korkardım. Çünkü karanlık bana o geceyi anımsatır. Beş yaşındayken anne ve babamı trafik kazasında kaybettiğim o gecede, ben de arabadan savrulmuştum. Her yer karanlıktı. Ağlıyordum çığlıklar eşliğinde. Gözlerimin ağlamaktan şişmesiyle birlikte, hiçbir şey göremiyordum. Sonunda polis abi beni bulmuş, ambulansa getirmişti. Hastanede halacığım bana anne ve babamın çok uzaklara gittiğini, benim artık onunla kalacağımı söylediğinde çok sinirlenmiştim. Beni nasıl bırakabiliyorlardı? Bensiz nasıl giderlerdi? İçimde onlara karşı hep öfke vardı öldüklerini anlayana kadar. Zaten hep bu kızgınlıklarım yüzünden geliyordu ne geliyorsa başıma. Esra’ya da en son tokat atmıştım. Sonrasında Murat ile buluşmaya gittim. Ya sonra? Hatırlayamıyorum sonra ne olduğunu.
Esra benim sevdiğim kadın. Onu o kadar çok seviyorum ki. Hayatta ailemden sonra en çok bağlandığım kişi. Anımsayamadığım bir şeyden dolayı sinirlenip kendimi tutamadım ve tokat attım. Ona vurduğum ellerim de hareket etmiyor. Hak ettim ben bunu. Nasıl kıydım ah nasıl?
Halam vedalaştı benimle ben bunları düşünürken. Bir adamla konuşuyordu biraz uzaktan geliyordu sen:
“ Bunu size nasıl söylesem bilemedim ama dolandırmamak en iyisi galiba. Beyin kanaması çok yaygın. Kalçasında da parçalı kırık var bacağa doğru. Yaşama şansı çok düşük yüzde üç ancak. Kendinizi hazırlayın her şeye.”
Ne? Ben şimdi ölecek miyim? Hayır, ama olamaz! Ah duyun