"Duyu organlarımız bizi yoldan çıkarmaya bayılır. En
kandırıkçı olan da gözlerimizdir. Onlara fazla bel bağlarız.Etrafımızdaki dünyayı gördüğümüzü sanarız, amaaslında algıladığımız ancak yüzeydir. Nesnelerin gerçek tabiatlarını, özlerini bulmayı öğrenmemiz gerekir, ama gözler bu konuda bize yardım etmekten çok bizi engeller. Dikkatimizi dağıtırlar. Gözlerimizin karmaşasına bayılırız. Gözlerine fazla güvenen bir kişi, diğer duyularını ihmal eder, bununla işitme veya koklama duyularından fazlasını kastediyorum. İçimizdeki isimsiz organdan bahsediyorum. Şimdilik ona, kalbin pusulası diyelim."
"Yalnız yolculuk yapan insan gerçekleşmemiş düşlerini, geçip giden yıllarını, deli gönlün eski taşkınlıklarını anımsayıp neler neler mırıldanmazdı ki? Erişilmemiş nice istek insanın ruhunu tatlı bir kederle doldururdu. Oysa ne
kederde bir çare vardı ne de geçmişi düşünmekte. Ruhun varlığını duyması, kendini tazelemesiydi bu.."
"En başından beri hayatta kalma içgüdüsüne sahiptim. Mutluluğu ve acıyı birlikte öğrendim. Mutluluğun sahip olduklarınla ilintili olmadığını öğrendim, çünkü hiçbir şeyim olmadığı zamanlarda da ben çok mutluydum."
"Her şey kendi görüntüsünün içinde görüntüsünü bir milim bile eksiltmeden gizlice yanmış ya da her şey kendi sınırlarının dışına çıkarıldıktan sonra kocaman bir karanlık oluşturan ince titreşimler eşliğinde yeniden eski yerine konmuş gibiydi."