ne japon edebiyatına ne de japon kültürüne hakim olmayan; ancak içe dönüşleri, melankoliyi; toplumdan, insandan ve kendinden uzaklaşmayı konu alan kitaplar hakkında hatırı sayılır derecede okumuş biri olarak beğenmediğim kitap. nasıl ifade edilir bilmiyorum, olmamış ama eksik değil fazla. uzun uzun düşündüm neden beğenmedim diye, fazla çünkü. her şey fazla, oraya ait değilmiş gibi yazılmış/kurgulanmış. kitabın otobiyografik tarzda yazılmış bir eser olduğunu göz önüne almakla birlikte, ne anlatı ne de akış edebi zevk vermekten çok uzak. sahneler, eylemler bir neden-sonuçla çerçevelenmiyor; olay anlatısını önemsemeyip karakterin (yazarın) içine baktığımızda ise, nedeni ve sonucu belli olmayan, toz bulutu gibi kararsız bir biçimde uçuşan bir salt bir melankoliden başka bir şey görmüyoruz. bu melankoli ise benim görüşüme göre nedeni yahut sonucu açıklanmamış; hatta bizzat neliğinin bile sınırları belli olmayan bir balon gibi sunulmuş. sunulmuş diyorum zira yazar bunları yaşamış, üçü başarısız olmakla birlikte 4 kez intihar etmiş ve nihayetinde mutlu sona ulaşmış. ancak bu anlatının daha iyi örnekleri var, benim içime çöreklenmekten, içimi karartmaktan ve bunaltmaktan ziyade (ki kitaptan beklediğimiz buydu belki de), yazarın tam olarak neden acı çektiğine, bu melankolinin kaynağına ulaşamadım. ha, adam intihar etmiş dana, ulaşmayıver denirse anlarım ancak biz buna edebi edebi şaheser demeyelim o halde de, veda mektubu diyelim.