Burcu Doganay

Burcu Doganay
Erken sonbahar ruhlu bir avukat ve koç. Ferrante’nin derinliği, Jo March’ın yaratıcılığı ve Nomadland’in sessiz gücüyle insanlara yön, denge ve düzen kazandıran bir rehber; hem estetik hem içsel dönüşümle yol açar.

Burcu Doganay

, bir kitap okudu
7/10
·108 syf.··
2026 8. kitabı
Şemseddin Sami
7.9/10 · 38bin okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
7/10
·192 syf.··
2026 6. kitabı
·
4 saatte okudu
·
Okunma: 10 Ocak 2026 11:13
Beyaz Kale’yi okurken kendimi bir tarih hikâyesi okuyormuş gibi değil de, birinin zihninin içinde dolaşıyormuş gibi hissettim. Başta Venedikli bir gencin Osmanlı’da esir düşmesi, Hoca’yla karşılaşması, birlikte bir şeyler üretmeleri gibi daha “hikâye” tarafı ağır basıyor. Ama sayfalar ilerledikçe anlıyorsun ki asıl anlatılan şey macera falan değil; insanın kendine bakması, kendini başkasında görmesi. Hoca ile esir arasındaki ilişki beni en çok düşündüren yer oldu. Başta çok farklılar gibi duruyorlar: biri Doğulu, biri Batılı; biri özgür, biri tutsak. Ama zamanla bu ayrımlar eriyor. Birbirlerine benzemeye başlıyorlar, hatta bazen hangisinin kim olduğu bile karışıyor. Orada şunu düşündüm: Demek ki insan dediğin şey, sandığımız kadar sabit değil. Biraz çevresine, biraz karşısındakine, biraz da anlatılan hikâyelere göre şekilleniyor. Kitaptaki “Beyaz Kale” de benim için gerçek bir kaleden çok, insanın kafasında büyüttüğü şeylerin sembolü gibi geldi. Yenilmez sanılan, ulaşılamayan ama belki de en çok içimizde duran bir şey. Korkularımız, komplekslerimiz, üstünlük ya da aşağılık duygularımız gibi. Orhan Pamuk’un dili çok süslü değil ama cümlelerin altı dolu. Bazen bir sayfayı bitirip durup düşündüm: “Ben olsam ne yapardım? Ben kim olurdum?” Hikâye beni sürüklemedi belki ama zihnimde epey yol aldı. Bu da başka bir okuma zevki. Şunu da söylemem lazım: Kitapla duygusal bir bağ kurmak zor. Karakterler bana bazen insan gibi değil de fikir gibi geldi. Etkilendim ama ağlamadım, sarsılmadım. Daha çok düşündüm, tarttım, içimden tartıştım. Yine de Beyaz Kale’yi sevdim. Çünkü bana hazır cevaplar vermedi, beni rahatlatmadı. Aksine “sen kimsin?” diye sordu. Cevabını da bana bırakıp kenara çekildi. Her kitap bunu yapamıyor. Bu yüzden Beyaz Kale, kolay okunan değil ama insanın içine
Beyaz KaleOrhan Pamuk · Can Yayınları · 199011,2bin okunma
… İstanbul’un güzel şehir olduğunu, ama insanın burada köle değil, efendi olması gerektiğini düşünürdüm.
Sayfa 16 - Can·Kitabı okudu
8/10
·238 syf.··
2026 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 09 Ocak 2026 16:58
İhsan Oktay Anar’ı ve özellikle Puslu Kıtalar Atlasını düşünürken, bu romanın neden yıllardır bu kadar konuşulduğunu ve hâlâ her okunuşta yeni bir şey söylediğini anlamaya çalışıyorum. Çünkü bu kitap sadece “iyi yazılmış” bir roman değil; Türk edebiyatında pek alışık olmadığımız bir kapıyı aralayan, okurla oyun kuran, hatta zaman zaman okuru hafifçe tuzağa düşüren bir metin. Anar’ın felsefe eğitimi almış olması, antik metinlerle ve düşünce tarihiyle kurduğu yakın ilişki, romanda hiçbir zaman öğretici bir tonla karşımıza çıkmıyor; tam tersine, her şey sanki keyifle anlatılan bir hikâyenin doğal parçasıymış gibi akıyor. Puslu Kıtalar Atlası 17. yüzyıl İstanbul’unda geçiyor gibi görünse de, aslında tarihin kendisini anlatmak gibi bir derdi yok. Tarih burada bir dekor, bir oyun alanı. Uzun İhsan Efendi’nin odasından hiç çıkmadan bir dünya atlası tasarlaması ve oğlu Bünyamin’in bu düşsel dünyanın içine sürüklenmesi, romanın daha başından itibaren bize şunu söylüyor: Burada gerçek ile hayal arasında net bir sınır aramak boşuna. Okur olarak sürekli “olan mı yaşanıyor, düşünülen mi?” diye sormaya başlıyoruz ama roman bu soruya bilinçli olarak kesin bir cevap vermiyor. Bu belirsizlik hali, kitabın metinlerarası ilişkilerinin de merkezinde duruyor. Anar, Batı felsefesinden Descartes’ın “ya her şey bir rüyaysa?” kuşkusunu alıyor ama bunu ciddi bir felsefe tartışması gibi sunmuyor. Aksine, bu düşünceyi masalsı, yer yer ironik bir anlatının içine yerleştiriyor. “Düşünüyorum, öyleyse varım” fikri, romanda neredeyse “hayal ediyorum, öyleyse varım” noktasına evriliyor. Gerçeklik, aklın değil düş gücünün kurduğu bir şey haline geliyor. Aynı anda İslam düşüncesi ve tasavvufla da güçlü bir bağ kuruluyor. Dünyanın bir gölge ya da hayal olduğu fikri, roman boyunca hissediliyor. İbn
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,7bin okunma