Bilal kamiloğlu

Bilal kamiloğlu
Demiş..
Bir zaman “sosyal- demokrat" olmaya çalışanların da (öncelikle CHP’yi kastediyorum) böyle bir “çaba” sı kalmadı. Kendine yönelik hiçbir eleştiri dozu içermeyen bir Kemalizm ve bir milliyetçilik anlayışıyla, darbe destekçiliği bile yapabilir duruma geldiler. Türkiye’de solun, her türlü potansiyel muhalefet üzerinde baskıcı bir tekeli vardı Sol kendisi dağılan bir sis gibi alanı terkederken, başta feminizm, modern dünyada yeri olan başka akımlar ortaya çıkmaya başladı. Ancak bugün bunların da güçlü hareketler haline geldiği söylenemez. 12 Eylül toplumun ortasına bir Milât gibi dikildi ve kuşaklar arası her türlü aktarımı durdurmayı başardı. Şimdi zihnî donanımı son derece yetersiz bir toplum sorunuyla karşı karşıyayız.
Sayfa 44·Kitabı okudu
Düşünce
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Türkiye-Cumhuriyeti-ulus-devleti içinde, güçlendirdi. İmparatorluk mirası aslında devam ediyordu. Safkan milliyetçinin özlediği bütünüyle (“etnik" bakımdan) homojen toplum değildi, TC sınırları içinde yaşayan toplum. Cumhuriyet, farklılıklar üstüne oturmaktan tedirgin olmayan imparatorluğun tersine, homojen nüfus istiyordu. Bunu gerçekleştirmenin, bugüne kadar bilinen iki yolu vardır, iki karşıt yol: etnik temizlik ve asimilasyon. Bunların birincisi, Türklük değil de Müslümanlık temel alınarak, Cumhuriyet öncesinde başlatılmıştı; ama Cuınhuriyet'le de devam etti: mübadele. Varlık Vergisi, 6-7 Eylül bu yöntemin değişik dönemler ve koşullarda büründüğü biçimlerdir. Asimilasyon ise ağırlıkla Cumhuriyet dönemin de olmuştur. Burada en büyük direnç, başından beri, kampanyanın asıl hedefi olan Kürtlerden gelmektedir ve bugün de bu durum değişmemiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında nazizm ve faşizmin çökmesi bütün dünyada demokrasi rüzgârını güçlendirdi. Bu ortamda, Cumhuriyet’in kurucusu CHP de “çokpartili” düzene geçerek demokratik dünya içinde Türkiye’ye bir yer bulma gereğini duydu. Bu aynı zamanda, Cumhuriyet’in “devrim” ve “kuruluş” sürecinin bittiğini de kabullenmek anlamına geliyordu. Bu kendine özgü sürecin gerektirdiği olağanüstü rejim artık sona ermiş ve durum normalleşmiş olmalıydı. Ama Demokrat Parti iktidarında geçen on yılda böyle olmadığı görüldü. İktidarın seçimle değişmesinden on yıl sonra iktidar darbeyle geri alındı. Böylece Türkiye Cumhuriyeti’nin askerî darbeler dönemi açıldı. 27 Mayıs’ın getirdiği 1961 Anayasası, nüfusun büyük çoğunluğunun köylü (ve mantık gereği “cahil”) olduğu bir toplumda, bu seçmenleri kandıracak kötü niyetli bir hükümetin kazandığı iktidarı suistimal etmesini önleyecek hükümlerle dolduruldu ve buna göre kurumlar kuruldu. Seçim
Sayfa 25·Kitabı okudu
Düşünce
Modernleşme, bu toplumda “aşağıdan yukarıya’’ herhangi bir talebin, kıpırtının sonucu olarak ortaya çıkmış bir şey değildir. “Yukarı”nın kendini yeniden düzenleme ihtiyacının ürünüdür ve dolayısıyla işleyişinin yönü “yukarıdan aşağıya” olmuştur. Hareketi başlatan kişi II. Mahmud’dur. Ama hareket başladıktan sonra, hareketin “taşıyıcısının “hükümdar” karşısında tavrı özerkleşmiştir. Bu nedenle, Mahmud’dan sonra tahta çıkan padişahların, ikisinden (Abdülmecid ve Mehmed Reşad) başka hepsi (Abdülaziz, V. Murad, Abdülhamit, Mehmed Vahdeddin) ordunun başını çektiği hareketlerle tahttan indirilmiştir. İndirilmeyenlerden Abdülmecid yeni ordu bu süre içinde henüz bir kişilik kazanmadığı, Sultan Reşad ise kendisini oraya getiren ordunun istemediği hiçbir şey yapmadığı için orada kalmışlardır.
Sayfa 23·Kitabı okudu
Düşünce
Modernleşmenin başlıca ideolojisi milliyetçilik (onun tepkisel türü) ve başlıca taşıyıcısı da ordu oldu.
Sayfa 23·Kitabı okudu
Türkiye’deki sol düşüncenin ilginç bir cephesi de sözü edilebilecek bir sosyal demokrat düşünce ve hareket olmadan varlığını sürdürüyor olmasıdır. Kendini sosyal demokrat olarak niteleyen parti ve hareketlerin Özünde Kemalizmin çeşitli versiyonları olup bu cildin ima ettiği sol düşünce ile kuramsal bağlarının olmaması, evrensel sosyalist/sosyal demokrat ikilemi ve fikri alışverişinin Türkiye’de yaşanmamasına ve genel olarak (en geniş manada) sol spektrumun aksak kalmasına yol açmıştır. 1970‘lerde başgösteren ve bugüne kadar (bazı sol gruplarda) süregelen ilginç bir siyaset etme tarzı da “halkın değerlerinden kopmama”, “halkın değerlerine sahip çıkma” adına solun kültür dünyasına yabancı (ideolojik düzeyde açıkça aykırı) birçok unsurun siyaset malzemesi haline gelmesidir. Alevilik, onun çeşitli mistifikasyonları (şehitlik vb.), Kürt milliyetçiliği, bölgecilik gibi unsurlar sol siyasetin içinde dikkate alınması gereken öğeler olmaktan çıkıp sol düşünceyi esir alır hale bile gelebilmişlerdir.
Sayfa 17·Kitabı okudu
Düşünce