Kuzey Afrika'daki birçok olayın ardında, bilgiler ne kadar yetersiz olurlarsa olsunlar, Kuzey Afrika' nın doğusunda ve merkezinde, Türklerin 1574'te Tunus'u geri almasından beri denetledikleri mekanda yayılan bir bunalıma tanık olunmaktadır ve çok daha uzaklarda, belki de bütün Akdeniz İslamı'nda bir bunalım olduğu tahmin edilmektedir. Bu isyanlar ve bu karışıklıklar hiç de yeni şeyler değildir. Geçmiş yıllar boyunca Uluç Ali'nin kaptan-ı derya ve beylerbeyi görevlerini kendinde toplamasıyla, Cezayir'deki görevleri için kendi yerine atadığı vekillerle birçok kereler güçlükler çıkmıştır. Belki de 1587'de Uluç Ali'nin ölümü durumu daha vahimleştirmiştir. Türk yönetimi her halükarda, Uluç Ali' nin ölümünden sonra gerçek bir yerel "krallar" olan beylerbeyi yönetiminin yerine, üç yıl için atanan paşalarınkini ikame etmenin daha iyi olacağını düşünmüştür.
Bunun nedeni, esas olarak Türk otoritesindeki bir bunalımın söz konusu olmasıdır. Korsanlar bu otoritenin karşısında özgürlüklerini kazanıyor veya kazanmanın çarelerini arıyorlardı. Öte yandan, Haedo'nun dediği gibi Türk ile "Moro" (Kuzey Afrikalı) birbirlerine hemen tamamiyle yabancı kalmışlardır, Morolar galip tarafından aşağı bir konumda tutuldukları için Cezayir kentindeki durum bile böyleydi. Bazı metinler Marabutlar veya yerliler tarafından girişilen hareketlerden söz etmektedirler, bu yerine göre arızi niteliklere bürünen, ama her zaman istilacı Türk'e karşı olan dinsel bir tepki biçiminde ortaya çıkmaktadır. Trabluslu bir asi "Türk'ün ayağını bastığı yerde artık ot bitmemekte ve bu bir çöküntü olmaktadır" demekteydi. Bu kararsız ve bizim için çok açık olmayan hareketler, her halükarda başlangıçlarında, Mağrip ile Türkiye arasındaki bağların gevşemesine bağlıdır ve bu bağların gevşemesi de, Türkiye'nin denizler