Bilal kamiloğlu

Bilal kamiloğlu
Osmanlının iflası
Kabaca, Türk iflası ve zayıflığının, 1590'lar civarında, asker maaşlarının ödenememesi ve merkez iktidarının zayıflamaması olgusundan dolayı, hızla genelleşen bir bunalım doğurduğu düşünülebilir. Kırılan veya kırılmak üzere olan engel, şurada veya burada çok çeşitli tezahürleri açığa çıkartmaktadır: Siyasal, dinsel, etnik, hatta toplumsal. Bir dizi ayaklanma ve karışıklık, koskoca imparatorluğun içinde paranın yuvarlanmasının izinden giderek ortaya çıkmışlardır.
Sayfa 459·Kitabı okudu
Tarih
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Türkün olduğu yerde ot bitmez demiş..
Kuzey Afrika'daki birçok olayın ardında, bilgiler ne kadar yetersiz olurlarsa olsunlar, Kuzey Afrika' nın doğusunda ve merkezinde, Türklerin 1574'te Tunus'u geri almasından beri denetledikleri mekanda yayılan bir bunalıma tanık olunmaktadır ve çok daha uzaklarda, belki de bütün Akdeniz İslamı'nda bir bunalım olduğu tahmin edilmektedir. Bu isyanlar ve bu karışıklıklar hiç de yeni şeyler değildir. Geçmiş yıllar boyunca Uluç Ali'nin kaptan-ı derya ve beylerbeyi görevlerini kendinde toplamasıyla, Cezayir'deki görevleri için kendi yerine atadığı vekillerle birçok kereler güçlükler çıkmıştır. Belki de 1587'de Uluç Ali'nin ölümü durumu daha vahimleştirmiştir. Türk yönetimi her halükarda, Uluç Ali' nin ölümünden sonra gerçek bir yerel "krallar" olan beylerbeyi yönetiminin yerine, üç yıl için atanan paşalarınkini ikame etmenin daha iyi olacağını düşünmüştür. Bunun nedeni, esas olarak Türk otoritesindeki bir bunalımın söz konusu olmasıdır. Korsanlar bu otoritenin karşısında özgürlüklerini kazanıyor veya kazanmanın çarelerini arıyorlardı. Öte yandan, Haedo'nun dediği gibi Türk ile "Moro" (Kuzey Afrikalı) birbirlerine hemen tamamiyle yabancı kalmışlardır, Morolar galip tarafından aşağı bir konumda tutuldukları için Cezayir kentindeki durum bile böyleydi. Bazı metinler Marabutlar veya yerliler tarafından girişilen hareketlerden söz etmektedirler, bu yerine göre arızi niteliklere bürünen, ama her zaman istilacı Türk'e karşı olan dinsel bir tepki biçiminde ortaya çıkmaktadır. Trabluslu bir asi "Türk'ün ayağını bastığı yerde artık ot bitmemekte ve bu bir çöküntü olmaktadır" demekteydi. Bu kararsız ve bizim için çok açık olmayan hareketler, her halükarda başlangıçlarında, Mağrip ile Türkiye arasındaki bağların gevşemesine bağlıdır ve bu bağların gevşemesi de, Türkiye'nin denizler
Sayfa 448·Kitabı okudu
Tarih
Kadırgalar İspanya'dan dönerlerken Cenova'ya "tertip"lerle birlikte bir gümüş yığınını taşımaktadırlar.Bütün İtalya beyaz madenle zenginleşmiştir. Ve daha önce de söylediğimiz üzere, İtalya'nın ötesinde bütün Akdeniz. Bu o dönem Akdenizi'nin en büyük gerçeklerinden biridir ve eğer şu ikinci savaş olan "büyük" tarih tarafından yetersiz bir şekilde kaydedilen, ama birincisinden hiç de daha az gaddar olmayan korsanlık olmasaydı, mutlu olarak adlandırılabilecek bir dönemdir. Ancak bu korsanlık da dönüşümlere uğramaktadır ve bu konuda iki küçük olay dikkati çekmektedir. Bunlardan biri simgeseldir: Uluç Ali Reis Temmuz 1587'de 67 yaşında ölmüştür. Hiç kimse, onunkine benzeyen bir kariyere yeniden başlayamayacaktır. Barbaros ve Turgut'un sonuncu mirasçısı olan Uluç Ali ile birlikte bir çağ yok olmaktadır. Diğer küçük olay geleceği haber vermektedir: 1586'da beş İngiliz tüccar gemisi Sicilya filotillasından kadırgaları güç duruma sok muştur. Hat gemilerinin büyük kariyerinin fark edilmeyen başlangıcı.
Sayfa 447·Kitabı okudu
Tarih
Son Haçlı Seferi
Akdeniz Hıristiyanlığının sonuncu Haçlı Seferi, İnebahtı değil de, bundan yedi yıl sonra meydana gelen ve Tanca yakınlarında, Larache'ta sona eren Rio Luco yakınlarındaki Alkazar Kebir ( 4 Ağustos 1578) felaketiyle sonuçlanan Portekiz seferidir.
Sayfa 432·Kitabı okudu
Sultan Murad'ın bir ihtişam dönemini başlatmış olduğu Türk başkentinde, resmi kabuller göz kamaştırıcı olmuştur. Müzakereler uzun sürmüş ama nihayette bir sonuca varılmıştır. Barış anlaşması 21 Mart 1590'da imzalanarak on iki yıllık savaşı sonra erdirmiştir. Türk inadı bu anlaşmada ödüllendirilmiştir: fethedilen yerler padişahın elinde kalmaktadır; yani Gürcistan, Şirvan, Luristan, Şerzel, Tebriz ve ona bağlı olan "Azerbaycan kesimi". Sonuçta tüm Güney Kafkaslar, Kafkasların bütün insani kesimi ve Hazar'a geniş biçimde açılan bir pencere. Bu küçük bir zafer değildir. Tamamen tersine, gerçekten de türünün tek örneği olan bir canlılığın çok özel bir işaretidir. Fakat Akdeniz tarihçisi için önemli olan, Türk gücünün Hazar denizi yönünde sabitlenmiş olmasıdır, yani İç Deniz'den uzakta. Bu merkezkaç hareket, en azından 1590'a kadar Türklerin Akdeniz sahasındaki yokluklarını açıklamaktadır.
Sayfa 425·Kitabı okudu
Tarih