Sadık Hidayet ile bir şekilde tanışacaktık; planlamıştık. Şimdiye nasipmiş...
Kör Baykuş romanı okuyucuyu lirizmin, mistisizmin ve farklı kültürlerin ağına sokuyor. Eğer bundan haz alınırsa; kendimizi bir şiirin içinde bulmuş gibi varsayıp hareket etmeye devam edebiliriz. Bu sırada, tabii olarak, Sadık Hidayet'in düşünce zincirlerinde de kayboluyoruz; çünkü şelalesinde kaynağı kavramak çok kolay değil. Bazen bir iç ses, bazen bir görüntü, bazen hayaldeki bir imgenin açtığı kapı, bazen Hindistan, bazen İran başlatıyor hayal kurmaya... Dolayısıyla elde kalan parçadan haz almak bence, en iyi okuyucu tercihi oluyor bu eser özelinde.
Roman birinci kahraman bakış açısıyla yazıldığı için hiç bir karakter adına da ulaşamıyoruz; daha doğru ifade etmek gerekirse birinci kahraman bakış açısıyla yazılmasının da yardımıyla. Belki bu kimsenin ete kemiğe bürünmemesi açısından daha iyidir. Dolayısıyla birilerinden ziyade kavramların ve duyguların olması daha evladır, Sadık Hidayet için. Sadık Hidayet ya da kitabın baş kahramanı bir kadın ile evlenir ve ona ulaşamaz, dokunamaz, elde edemez; aslında evlendiği kadın tarafından aldatılır. Daha sonrasında ise baş kahraman aldatanı, kadını öldürür. Kitap içindeki her bir unsur bu romanı bir aşk romanı olmaktan çıkarıp, kadını imgeştirmeye ve yerine herhangi bir kavram koymayı mümkün kılar. Sadık Hidayet'in neyin remz'i olarak bu kadını kullandığı konusunda çok fazla tahmine ve işarete dayalı biyografi mevcuttur; meraklısının konuya vakıf olduğunu düşünürüm.
Kitabın az çok neyi nasıl demeye çalıştığını aktardıktan sonra, ve bunun da çok kapalı olmadığını savunduktan sonra, kim'in bize ne dediğini farketmek gerektiğini, ve söz'ün sahibinin söz'e anlam kattığını vurgulamak gerektiği ifade edelim. Ve Sadık Hidayet'in hayatının bir kaybedenin