Dinlemek için: youtube.com/watch?v=yqqhc2V...
Sonbahar geldi işte, sessiz ve habersiz, tıpkı hayatımızdaki birçok şey gibi. Dünya, parlak günlerini yavaşça terk ediyor; güneş eskisi gibi ısıtmıyor ruhlarımızı. Gökyüzü, mavi pelerinini çıkarıp gri bulutların koyu yalnızlığına büründü. Bir yağmur beklentisi var içimde, ama ne gökten dökülüyor ne de bulutlardan; sanki yüreğimin en ücra köşelerinden sızıyor, toprağını kaybetmiş bir su gibi.
İnsan, nedenini çözemediği bir hüzne kapılınca daha ağır gelir yaşamın yükü. Üstelik yaşamak, bazen derin bir nefes almak yerine göğsüne batan keskin bıçakların sızısını hissetmek gibi olur. Kim bilir belki de insanın kaderi budur; bazen bir uçurumun kenarında, bazen de dipsiz bir kuyunun içinde beklemek...
Bize iyimserliği kim öğretti? Kim acılardan kaçmayı, yaralarımızı gizlemeyi öğretti? Acının değmediği bir kalp, umutsuzluğun kıyısından geçmemiş bir ruh, gerçek mutluluğu nasıl tanıyabilir? Acı çekmeden mutluluk mümkün müdür ki? Tıpkı hiç deniz görmeden maviyi anlamaya çalışmak gibi, hüzünle hiç tanışmadan sevinci anlamaya çalışmak da imkânsız değil mi? İlkbaharın sevinci, yazın neşesi olmadan, sonbaharın getirdiği hüzün, ne kadar gerçek olabilir?
Yağmur başladı sonunda; yüreğimin boşluklarından damla damla süzülerek kendi ıssızlığıma yağıyor. Ve ben, uçsuz bucaksız bir arazide yitmiş küçük bir nokta gibiyim. Bağırsam, sesim kendi içimde yankılanıp kaybolacak sanki. Yalnızlığın duvarları o kadar yüksek ki, seslerimi yutup beni sessizliğe gömüyorlar.
Belki de geri dönmeliyiz şimdi. Ama dönmek yenilgidir biraz da; başladığımız yolu tamamlayamamaktır, cesaretsizce geriye bakmaktır. Yine de dönelim evlerimize, yüreğimizin sıkıştığı o daracık odalara. Güvenli bir sessizliğin koynuna dönelim, bildiğimiz rutinlere, küçük
Kötü olduğunun farkında olmayan insanlar en tehlikeli kötüdür. Çünkü yaptığı eziyetle karşı tarafın hak ettiğini düşünür.
Unutma, senin değerini bilenlerin ışığı, seni asla karanlığa sürüklemez.
O geceyi anlatmaya çalışmak ne kadar doğru bilmiyorum, ya da ne kadar kendimi ifade ederim onu da bilmiyorum. Bazı acılara sözler anlam yüklemiyor, tesirsiz kalıyor. 2022'de Haziran ayında öğleleyin yatak alttan üstte doğru sıçradı tabi bu durum bana normal gelmedi. Herkesin dilinde bi maraş depremi vardı zaten, hep ne zaman olacak diyorlardı, tabi kimsenin yaşayacağı felaketin büyüklüğünden haberi yoktu. Dillerde dolaşıyordu. 2022 de yokladı aslında, geleceğim diye haber de verdi biliyordum. Üniversiteyi Ağrı da okudum geçen sene Ağrı da mevsim normalinin aksine hiç seyrinde ilerlemiyordu, kış adeta gelmemeye direniyordu. Kar yağmadı uzun süre tabi bilenler bilir Doğu'nun kışı başkadır. Şaşırdım kaldım hep uzun süre içimde kötü hisler dolaştı tabi Allah büyüktür dedim ama acaba bu yaşanan felaketler bazı şeylerin göstergesi mi diyede düşünmeden edemedim. Ara tatilde memlekete gittim, son sınıftım, iki derstende başarısız olmuştum. Haliyle üzgündüm zaten güzel bir dönem olmamıştı benim için her neyse hayırlısı olsun dedim ve devam ettim. O tatil döneminde çok fazla misafir ağırladık evinde tek kızı olunca nefes alamıyordum kendime ayırdığım vakitlerde haliyle azalıyordu. Açık öğretim sınavları da vardı yakamda tabi onlarada çalışamadım sınavdan önceki akşam da teyzemler vardı. Sonra dedim ki Merve şu sınavlarda bitsin rahatlarsın artık en azından biraz kitap okumaya vaktin kalır diye planlar yaptım. 4-5 şubattaydı sınavlar. Tabi bu günlerde yine normalinin aksine tuhaf giden durumlar ortaya çıkmıştı. Kar yağmıştı Maraş'a :) hemde uzun zamandır görmediğim cinsten tabi yine hayretler içerisindeydim anlam veremiyordum bu işe. Kara bata çıka küçük kardeşimle sınava gittim hiç tanımadığım bir kızla sınavdan önce oturduk kantinde bana çikolata ve su almıştı :') o günün