Fatih şıvkın

İlya İlyiç Oblomov, bir sabah Gorohovaya Caddesi'nde bütün bir kasaba halkı kadar kiracısı olan büyük evlerin birinde yatağına uzanmıştı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Bir başka görüş, eğitimin amacının insanlara, özellikle çocuk­ lara bilginin toplumsal geleneğini kazandırmak olduğunu ileri sü­ rer. Bu görüşte olanlara göre bu gelenek, bir toplumun üyelerinin malı olan bir tür mirastır. Bu mirasın bir başka adı, ‘kültür’ dür. Kültür, uzun tarihi içinde insanlığın zihinsel, estetik, moral ve maddi başarılarını içine alır. O halde bilimler ve matematik gibi müzik ve mimari de bu mirasın bir parçasıdır. Aynı şekilde ah­ lak ve dinsel görüşler de onun içinde yer alırlar. İşte insanın or­ tak yaratımı olan bu unsurları bilmesi, kendi durumunu onlann Felsefeye Giriş * 313 meydana getirdiği kavramlarla tanımlaması, anlaması, bu alanlar­ da rahat ve özgür hareket etmesi, insanı hayvani varlıktan ayınr ve insan yapar. Eğitimin ana amacı veya işlevi de işte insanı öbür hayvanlardan ayıran bu özelliğin ona kazandırılmasıdır. Eğitimin kişisel, bireysel bir yanı, sonucu olduğu gibi top­ lumsal bir yanı da vardır. Eğitim bir insana, özellikle bir çocuğa, bir gence birtakım bilgiletin, becerilerin, arzu edilen davranışla­ rın, iyi değerlerin kazandırılmasıdır. Bunun herşeyden önce bu eğitimin öznesi olan vatlık için iyi sonuçlar vereceği, onu mutlu kılacağı düşünülür. Ancak öte yandan eğitimin, eğitimi veren kişi veya kurumlar tarafından çoğu zaman kişinin kendisinin mutlu­ luk veya iyiliğini aşan bazı hedefleri okluğu da açıktır. Haklı ola­ rak işaret edilmiş olduğu üzere eğitimle bir toplum mevcut bü­ tünlüğünü korumaya ve gelecekteki devamını güvence altına al­ maya çalışır. Bu anlamda eğitimin sosyal birtakım motifleri ve so­ nuçları vardır. Eğitim felsefesi alanında adı geçen filozofların hiç olmazsa bazıları özellikle onun bu sosyal motifleri ve hedefleri­ ne ilişkin olarak görüş ve beklentilerini dile getirmekten çekinme­ mişlerdir. örneğin
Eğitim
Ateizm, yukarda işaret ettiğimiz gibi özel bazı nedenlerden ha­ rekede Tann’nın var olmadığına, var olamayacağına inanma ve bunu savunmadır. Ateizmin çeşitli biçimleri olduğu gibi ateistle­ ri bir Tann’mn, özellikle Yahudi-Hristiyan-Müslüman tektann- cı geleneğin varlığını ileri sürdüğü özelliklere sahip bir Tanrı’mn var olmadığı, var olamayacağım ileri sürmeye götüren farklı plan­ lardan çeşitli nedenleri veya gerekçeleri vardır. Bunlar içinde de özellikle ahlakî plana ait gerekçeler, yani evrende kötünün veya acının varlığı önemli bir yer tutar. önce genel bir mülahazamızı belirtelim: İslam Kelam’ ında Gazali tarafından savunulan ünlü bir kural vardır. Bu kurala göre, bir tezi kanıtlamak için getirilen delillerin yanlış veya yetersiz olmasından, bu tezin kendisinin yanlış olduğu sonucu ortaya çıkmaz. Bu kural hiç şüphesiz doğrudur: İnsanların Tann’ nın var­ lığım kanıtlayamamalanndan mantıksal olarak O’nun var olmadı­ ğı sonucu çıkmaz. Ancak öte yandan varlığı kanıtlanamayan bir şe­ yin, varlığı kanıtlanmadığına göre, var olduğuna inanmanın pek mantıklı bir tavır olmadığı da söylenebilir. Çünkü sonuçta mahke­ melerde olduğu gibi aklın mahkemesinde de bir iddiayı ileri süren kişi, bu iddiasını kamdamak zorundadır. İddiasını kamdayamayan bir davacının iddiası ile birlikte iddia konusu olan şey de düşer. Aynca Tann’mn varlığım kamdayamayan birinin O’ nun var­ lığına inanmayan birinden eğer gücü yetiyorsa O’nun yokluğunu kamdamasım istemesi de pek dürüstçe bir tutum olarak nitelen­ dirilemez. Çünkü hiç kimseden var olmayan bir şeyin, neden 290 • Din Felsefesi veya nasıl var olmadığım kanıtlaması istenemez. Bir tanrıta­ nımaz Tann’mn var olmadığım kanıtlamanın üzerine düşen bir vazife olmadığım hatırlatabileceği gibi aynca var olmayan bir şe­ yin var olmadığım
Din
Tann’mn Varlığı Lebine İleri Sürülen Kanıtlar Daha önce işaret ettiğimiz gibi vahye yalnızca inanmanın, iman etmenin yeterli olduğunu düşünenler olduğu gibi, vahyin konusu olan şeylerin aynı zamanda akılsal bir incelemenin konusunu teş­ kil edebilecek özellikte olduğunu düşünen filozoflar da olmuştur. Bunlar özellikle Tann’nın varlığının akılsal kanıtlarla kanıtlanabi- leceğini düşünmüşlerdir. Felsefe tarihinde bu konu ile ilgili olarak karşımıza çıkan ka­ nıtlar başlıca üç tanedir. Bunlar, i) evrendeki düzenden hareket eden kanıt (teleolojik veya erekbilimsel kanıt), ii) evrenin vatlı­ ğının kendisinden hareket eden kanıt (kozmolojik veya evrenbi- limsel kanıt) ve nihayet iti) Tann kavramının kendisinin analizin­ den hareket eden kanıttır (ontolojik veya varlıkbilimsel kanıt). Evrendeki Düzenden Hareket Eden Kanıt (Tdeolojik Kanıt) Bu kanıt şu veya bu biçim altında herkesin tanıdığı en yaygın ka- nittır. Onun amacı evrenin yapısı hakkındaki gözlem ve bilgileri­ mizden harekede onun bir yaratıcısı olduğunu kanıdamakdr. Bu kanıt çok değişik biçimlerde sergilenir. Ama esas olarak iki biçimi vardır. Birinci biçimi genel olarak evrenden, doğadan hareket eder ve ‘doğada farklı öğelerin basit, yüksek bir sistem meydana getirmek üzere uyum içinde olağanüstü işleyiş tarzla­ rını’ konu alır, ikinci biçimi ise daha özel olarak evrendeki can­ lı varlıklardan, organizmalardan hareket eder ve bir yandan orga­ nizmaları meydana getiren organların yine birbirleriyle olağanüs­ tü uyum içinde çalışmaları üzerinde yoğunlaşırken öte yandan ve daha özel olarak dikkatimizi organların her birinin belli bir işlevi yerine getirmek üzere düzenlenişlerindeki erekselliğe çeker. 278 • Din Felsefesi Kanıtın birinci biçimi her gün yeni örnekleri piyasaya çıkan popüler kitaplardan da bildiğimiz
Din
Tann’run varlığını kabul eden filozoflardan bir kısmı, onun do­ ğasına ilişkin olarak gerek tanncılardan, gerekse yaradancılardan farklı bir tasarım geliştirmişlerdir. Buna göre Tann, evrenden ayn veya ona aşkın bir şahıs değildir; O ya doğanın kendisi veya doğal düzenin bir cephesidir. Başka deyişle ya evren bütünü ba­ kımından Tann’ dır veya evrende etkide bulunan güçler, kuvvet­ ler Tann’nın kendisini oluştururlar. Tann herşeydir, her yerde­ dir veya herşeydedir. Türkçe’ de tümtanncılık diye karşılanan bu görüş de felsefe tarihinde başta Plotinos olmak üzere İslam dün­ yasında Farabi, İbni Sina, Batı dünyasında Spinoza, Hegel tara­ fından savunulmuştur. Acaba bu filozoftan böyle bir Tann anlayışına iten neden ne­ dir? Şüphesiz bunun çeşitli nedenleri olmakla birlikte, muhteme­ len Tann’nın var olan tek gerçeklik olduğu öncülü, bu görüşün ileri sürülmesinde en önemli rolü oynamaktadır. Daha önce birkaç kez işaret etmiş olduğumuz gibi antik Yu­ nan düşüncesi genellikle Tann’yı veya tannlan, var olan şekilsiz bir maddeye bir şekil ve düzen kazandıran, özü itibariyle akıllı bir varlık olarak görür (örneğin Anaksagoras, Platon veya Aris­ toteles). Bu anlamda Yunan düşüncesi bir yanda Tann’ dan ba­ ğımsız şekilsiz bir madde, öte yanda ise bu maddeye şekil ve dü­ zen kazandıran akılk bir varlık, yani Tann olmak üzere iki ilkenin varlığını kabul ettiği için ikici bir varlık anlayışına sahiptir. Buna karşılık tektanncı dinler geleneğinde Tann, var olan tek gerçek varlık, tek gerçekliktir. Şimdi eğer var olan tek gerçek var­ lık veya gerçeklik Tann ise, evren ya onun yoktan, hiçten yarattığı 276 • DinFtltefesi bir şey olacaktır -ki bu yoktan yaratım kavramı birçoklarına felse­ fi bakımdan kavranılması oldukça zor bir anlayış gibi gelmektedir; çünkü o, kendi içinde bir çelişki
Din